25 Temmuz Pazar günü Serindere yürüyüşüne katılmak için sabah erkenden servise bineceğimiz yer olan Mecidiyeköy? e doğru yola koyulduk. Ben ve arkadaşım Kamil , ilk defa Trekist ? in düzenlediği bir geziye katılıyorduk. Doğal olarak biraz tereddütlüydük. Geziye gelecek olan grup üyeleri nasıl insanlardı? Ve onlarla anlaşabilecekmiydik? Gezimiz keyifli mi geçecek yoksa onca yolu tepip keyifsiz bir ??Ne işim var burada benim??? modundamı olacaktık? Tüm hücrelerimiz bu ve benzeri sorularla dolu olarak saat 07.00 da durağa gelip beklemeye koyulduk. Servisimiz tam söylenen saat de 07.20 de yanımızda bitiverdi. Araca ilk bindiğimizde 2 grup üyesi vardı merhabalaşıp yerimize oturduk ve tanıştık. Arka beşlide tek başına oturan Reyhan arkadaşımız ile ufak bir muhabbetten sonra mail ile gönderilen katılımcı listesine göz attım. Ve isminin listede olmadığını, son anda karar verip katıldığını söyledi. Bizde kendisine eğer katılanlar listesindeki herkes geldiğinde yer kalmaması durumunda kendisini araç hareket halinde iken araçtan atacağımız şaka yollu olarak ilettik

Yani anlayacağınız ilk katılmamız olmasına rağmen dağdan gelip bağdakini kovacaktık. Servis biraz bekledi ve Giray ve Burcu arkadaşlarımızda servise dahil olduktan sonra yola devam edip Z.Kuyu dan sonra Nautilus de durakladık. Aramıza katılacakları beklerken bir çay molası verdik. Moderatörümüz , obabaşımız Mehmet bey ile ve oradaki grup ile tanışıp çaylarımızı içtikten sonra yola koyulup Göztepe ve Bostancı? ya uğradık. 17 kişiye ulaşmıştık artık. Eskiler zaten muhabbete başlamış, yenilerde kıyıdan köşeden sohbetlere katılıyordu. Kahvaltı için Yuvacık merkezde verdiğimiz molada artık herkes birbiri ile tanışmış, kafa denklerini bulmuş ve sohbeti ilerletmişti. Kahvaltı sonrası yola çıktığımızda artık virajlı dağ yolları başlamış hedefe yaklaşmıştık. Virajlı yollarda kitap okumaya çalışanlar, muhabbet edenler, kulaklık ile müzik dinleyenler derken Saat 10.30 sularında intikal yerimiz olan alabalık tesisine ulaştık.
Kıyafetlerimizi kuşandıktan sonra yaya olarak yola koyulduk . Çok güzel ağaçlık yoldan kısa ve keyifli yürüyüşten sonra dere yatağına gelmiştik. Zorlu parkurumuz başlamıştı artık. Kayaların üzerinden sekerek, düşüp kalkarak buz gibi suyun içerisinde ilerliyor ve bundan da çok keyif alıyorduk. Bazı geçişlerde zorlanan arkadaşlara yardım elleri uzatılıyor ve arazi şartlarının olmazsa olmazı olan dayanışmanın ve ekip ruhunun güzel örnekleri veriliyordu. Ama bazen ufak tefek düşmeler ve sendelemeler oluyordu. İnanın o arazide düşmek bile keyifliydi : ) Bir ara araziye pek alışık olmayan Kamil arkadaşıma baktığımda bir dağ komandosu edası ile engelleri aştığı ve sırılsıklam ıslandığı halde yüzünün halen tebessüm ile kaplı olduğunu görünce ?? Kamil memnun ise herkes memnundur?? demeden duramadım. Yol boyunca liderimiz Mehmet bey nerede yan yatmış bir ağaç, yuvarlanmak üzere duran bir kaya görse Azrail ? e nispet, üzerine tırmanmadan duramadı. Birkaç saat yürüdükten sonra ensemize kadar ıslanmıştık. İlk mola yerimizde daha fazla ilerlemek istemeyen Reyhan, İlkay ve Mehmet arkadaşlarımızı kamp alanında bırakarak yolumuza devam ettik. Artık parkur iyice zorlaşmış, geçitlerdeki su yüksekliği fazlalaşmıştı. Ama hiçbirimiz şikayetçi değildik. Liderimiz Mehmet Bey?in söylediğine göre 6 km olan parkurun sonuna yâni çağlayana yaklaştığımızda çantaları bırakıp karşı kıyıya kadar yüzmek zorunda kaldık. Bu noktada bazı arkadaşlarımız buz gibi suda yüzüp ilerlemek yerine bizi orada beklemeye tercih etti. Karşıya geçen ve yola devam eden arkadaşlarımızla beraber çağlayanın altına girip buz gibi suyun altında yüzüp eğlenirken liderimize baktığımda hâlâ kayalıklardan tırmanıyordu. Ve biraz daha ileride bir çağlayanın daha olduğunu söyleyerek bazı arkadaşlarımız ile yola devam etti. Biz Daha fazla ilerlemeyip onları bir önceki geçitte bıraktığımız arkadaşların yanında beklemeye karar verdik.
Liderimiz ile yola devam eden grup dönüp aramıza katıldı ve başlangıç noktamıza doğru dönüş yolculuğuna koyulduk. Ekip yorgundu, üyeler arasındaki mesafeler artmış , onca uyarılara rağmen geziye ayak bileklerini saran bot giymeyen arkadaşlarımız artık bileklerinin acılarını derinden hissetmeye başlamıştı. Başlangıç noktamıza geldiğimizde hasar tespitleri yapılmış sıyrıklar ve kesikler tespit edilmişti. Ama buna değmişti. Keyfimizi kaçıracak ve bizi üzecek büyük bir kazamız olmamıştı. 2mt. lik kaya parçası üzerinden kafa üstü bodozlama olarak toprak zemine çakıldığımı saymazsak tabî ki.. : ) O düşüşüm esnasında önümde seyir halinde olan Aykan?ın yerden hiçbir şey olmamış gibi kalktığımda ve ??bir şeyim yok ilerleyelim..?? dediğimde suratıma fırlattığı o hayret dolu bakışını hiç unutmayacağım. : )))
19.00 sularında aracımıza binip araç şoförümüz Seyfi abimiz arkasına sıfır yanaşan vişne çürüğü rengindeki clıo ya ufak bi tampon darbesi ile dokundurup kendisine yol açtıktan sonra İstanbul?a dönüş yoluna koyulduk. Yuvacıkta yemek molası verdikten sonra yola tekrar düştüğümüzde artık muhabbet dibe vurmuştu. Kahkaha atanmı dersin, uyumaya çalışanmı, canı ne isterse onu yapanmı ? Müthiş bir ortamdı. Yaşamak gerek. İçmeden sarhoş olan İlkay arkadaşımızın ve kankası Reyhan ?ın dobra , önyargısız samimiyeti ve muhabbeti kayda değerdi..
Geziye katılan tüm arkadaşlar umarım en az bizim kadar keyif almışlardır. Bu geziyi çok keyifli hale getiren, içten ve samimi davranan arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Sizlerle tanışmak çok güzeldi.
Bir dahaki etkinlikte görüşmek ümidi ile?
Abdullah Demirkol
Fotoğraflar için :
http://www.facebook.com/mehmetincesu?ref=ts#!/album.php?aid=195145&id=559580821&ref=mf