|
18-01-2007 Sünnet Gölü kamp . Yazan Çizen sitede yayımlayan İbrahim Demirkıran ,Foto Atok Hoca Mehmet Yücebilgiç
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
-18 ŞUBAT SÜNNET GÖLÜ AKTİVİTE RAPORU Trekist bu hafta rotasını dört mevsim ayrı güzellikleriyle, dünya mirası Safranbolu’ya nispet yapan evleriyle Göynük’e çevirdi. Akyazı’dan sonra yol boyunca alkolsüz alabalık aile restoranlarını gördük.Daha sonra dağ ve orman köylerinin ahşap cumbalı evlerini seyrederek, doyumsuz güzellikteki kış manzarası eşliğinde birbirine sevdalı nefis renkler içinden geçerek sünnet göle ulaştık. Gözlerimizi ve ruhumuzu dinlendireceğimiz iki ahşap eve yerleştik Temiz hava insanlardaki açlık duygusunu hızlandırdığı için Serap’ın yaptığı bulgur pilavını, Aksel’in vazgeçilmez salatasıyla ziyafete çevirdik.Bu ziyafette emeği geçen ve bulaşıklarımızı buz gibi suyun altında ,soğuktan morarmış ellerine aldırmadan şarkı mırıldanarak yıkayan Atok Hoca’ya teşekkürler. Mehmet Bey’de Atok Hoca’nın yanında durmuş, yardım ediyorum sanarak, KOMUTAN edasıyla, destek veriyordu. (Not:Bulaşık yıkayarak haftanın elemanı olunmuyor) Bahçede bir adet balta ve kesilmeyi bekleyen bir çeki odun kümesi var.Muhtemelen Emre’ye birileri gaz vermiş.’ Bu odunları kesersen haftanın erkeği seçilirsin’ diye.Garibim telef oldu odun kesmekten. Evin içinde yanan kuzinenin etrafında kedi tembelliği yapıyoruz. Sohbet iyi, karnımız tok, keyfimiz pek.Tok bir ses ‘yürüyüş için beş dakika sonra evin önünde hazır olun’.Ya bir dakika falan demeye kalmadı kendimi çamur tarlasında buldum.On dakika geçmedi bem beyaz karın üstünde yürüyoruz.Yürüyüş gurubu ikiye ayrıldı.Sigara içmeyenler ve sigara içinler diye.Ben içinler gurubunun en arkasındaydım. Tepeden kayarak inişi Yılmaz başlattı. Fundayla Semra’yı şamriyel niyetine altına alıp uçup gitti. Ben diyeyim 100 metre, siz deyin 200 metre yokuşu kayak pisti haline getiriverdik. Celal, kucağında jünyor Kaan’la kaydı..Arkadan Aksel, sonra Serap, sonra da ben..Sevinç çığlıklarımız, çığ yaratacak sandım..Hani hep içimizde sakladığımız bir çocuk vardır,onu dışarı çıkarmamaya özen gösteririz. ‘kazık kadar olmuşsun şu yaptığını çocuk yapmaz ayıp ayıp ‘ diye tersleniriz. Burada ne olduysa oldu, içimizdeki çocuk ortaya çıktı.Kar topu savaşı derken, bir baktık güreş başladı. Kim kime niye saldırıyor belli değil. Ortalık toz duman... Yılmaz, üç kız kuvvetinde olduğunu cümle aleme gösterdi.. Atılan kahkahalar, kızıl çam ormanında fısıltı halinde dalga dalga yayıldı.Üç aydır kar altında inleyen çam ağaçları bizim neşemiz sayesinde ısınıp uyandılar.Ortalıkta hiçbir rüzgar yok ama, onlar bir sağa bir sola sallanarak neşemize ortak oldular. Sıcak evimize döndüğümüzde içimizi ısıtan bir haber aldık.Bahadır ve tokolakları yola çıkmışlar bize geliyorlar, mahşerin üç şebeleği tamam oldu .Celal, Yılmaz ve Bahadır. Gurupta kızların adı çıkmış tembel diye (Behiye.Semra, Pınar,Hatice)gözlerimle gördüm vallahi altı kiloluk köfte harcını köfte yaptılar. Ağlamak istiyorum mendili olan var mı? Atok Hoca bu haftanın erkeği olma olayına kaptırmış kendini .İlla ben seçileceğim diye sürekli atraksiyon halinde.Yılmaz boş durur mu? O da çalışıyor. Serap hiç üşenmemiş sünnet gölünün ismine yakışır bir kıyafet yapmış, oğlunun sünnet kıyafetini kapmış gelmiş. Eeee kim giyecek bunu ? Tabi ki atraksiyon adamı Yılmaz. Ortalık alkış seline dönüştü. Eline bıçak alan sünnetçi Hamdullah olup Yılmaz’a a saldırdı. Oylar yılmaza dönünce , Atok Hoca hemen mızıkasını çıkarıp Emre’nin güzel sesi eşliğinde , küçük bir konser verdi.Olayı lehine çevirip son noktayı koydu. Sabah kahvaltısı için Celal ve Mehmet’e teşekkürler. Önemli bir not Sevgili Kardeşim Celal; artan köfte harcını kıymalı yumurta yapıp ‘Ahçı’nın spesiyali ‘ diye sunmanı yemedik. Kahvaltıdan sonra sırasıyla Çubuk Gölü, Göynük ve Taraklı üzerinden İstanbul’a döndük. Dolu dolu geçen iki gün için katılımcı arkadaşlara teşekkür ederim.
Yazan İbrahim Demirkıran. Fotograflar: Atok Hoca ve Mehmet Bey
|