14-21/07/2006 Marmaris-Datça Mavi Dalış   Yazan Çizen Okan , Foto Sevcan-Okan-Burak-Özkan

 

Son kara yemeği Tekneye adapte olma

Allahım nasıl dalıcam şimdi ben

Teknede ilk dalış

Hem uyudum hemide daldım ..

Daldık gidiyoruz
En Şık Dalgıç Gebe Kilise koyu

Tekneyi tatlı bir dalış

heyecanı sarmıştı

İpe basmayın kardeşim basma ipe Derin dalışa doğrı Gel kız bak aşada ne gösterecem
Babür tüp patlatırken Bııır Gece Dalışı Dinlenelim Teknede  akşam yemeği Kerim ve Doğan hocalar Korsan Koyu
Gece muhabbeti Dalış öncesi Mağaraya gidiyoruz yine daldık gidiyoruz Ula kurşun yokmu kurşun Özlem Doğan hocanın üstüne atlarken
Datça hatırası Teknemiz ve biz Dövme yaptırmayanı dövüyorlar Datça hatıra-2 Mavi sularda ilerlerken Romantizm zamanı
Gecelerin adamı Fatih Aç aç aç aç Paletli Efe Dansı Bu adamların ne yaptığını sormayın .. Allah yandan yandan Behiye terlikle dalıcam diye tutturdu
dalış değerlendirmesi Ben ben önce beni çek Arap koyu Çömlek koyu Son akşam yemeği Valla burda ne işim var bende anlamadım

 

Scu-bacı ve Scu-gardaş' lar (Sevcan ve Yılmaz'ın ifadesiyle)

 

Haftalardan beri heyecanını yaşadığımız Marmaris Mavi Dalış programı, 14 Temmuz saat:20.00'de Anfibyum'dan hareketle başlayacaktı. Ancak sevgili minibüs şoförümüzün 19.30' da daha B.çekmece de olduğunu duyunca aklımıza gelen her türlü iyi düşünceyi kısık sesle söyledik. Daha sonra da şoförün kaçta gelebileceğine bahse girmeye başladık. Saat 21.30' dan 22.30' a kadar çeşitli fikirler öne sürüldü ve 21.30'dan önce gelemeyeceğine karar verilerek grubun bir kısmı Beyoğlu'nda arazi oldu. Cuma akşamı trafiğinde ışınlandı mı ne! 20.30 sıralarında araç ve şoför birlikte kalkış noktasına geldiler. Geldiler gelmesine de bizi aldı bir düşünce: Biz bu minibüse nasıl sığacağız diye. Kerim Hoca "merak etmeyin ben hallederim, biz bu minibüse sığarız " dedi ve Ben, oğlum Denizhan, Özkan, Özlem, Behiye, Kerim Hoca, Doğan Hoca, Özlem 2, Babür olarak sığdık. Nasıl olduğunu sormayın bu rapor 36 sayfa daha uzar. Sonra Haldun Taner'in önünden, Semra ve Pınar'ı da aldık.Bir de Mehmet'le Arzu bizi uğurlamaya gelmişlerdi. Sonra Sevcan'la Serkan'ı yoldan aldık. Eskihisar iskelesine yaklaşırken yine aynı şeyle karşılaştık. Bitmez tükenmez kuyruk! Özlem'in israrlari sayesinde bu kuyruğu beklemektense karadan gitmeye karar verdik. (Sen büyüksün Özlem, sen olmasan hala orada sıra bekliyor olabilirdik). Bu arada şoförümüz inanılmaz hızlı ve kontrollüydü. Birkaç ani freni saymazsak mükemmel bir yolculuktu.

Kerim hoca minibüste arka dörtlü koltuğu önce full malzemeyle doldurdu, sonra nasıl yaptıysa araya bir yer açarak Doğan'ı sığdırdı. Doğan Hoca'da sağolsun yerine gömülür gömülmez (pardon Sevcan'ın getirdiği kurabiyeleri yer yemez) bir uyudu, tam uyudu. Dörtlünün önündeki tek koltukta ben, yanımdaki ikilide Sevcan'la Serkan, benim önümdeki tek koltukta Denizhan, onun yanındaki ikilide Behiye ve Özlem, Denizhan'ın önünde kapı yanında Burak, onun yanındaki ikilide Pınar'la Semra, onların önünde Babür'le Özkan (Babür'ün ne anlama geldiğini ilerleyen günlerde Burak ve Özlem tartışacaklardı), en ön ikili de Kerim Hoca'yla Özlem 2 ve tabi şoförümüz. Saldık bayıra mevlam kayıra diye düştük yollara. Karadan gitme kararı alınca, İzmit, Gölcük, Karamürsel derken Yalova yoluna girdik. Gölcük'ten geçerken Pınar dövünmeye başladı. "Madem buradan geçecektik bana niye bu eziyeti çektirip, Kadıköy'e getirttiniz"diye. Ama bizim grup eşitlik ilkesine sonuna kadar sadık olduğundan, bu acı ve ıstırabın her saniyesini herkesin aynı şekilde hissetmesi gerekiyordu. (Ancak gruba Marmaris'te katılan, Yılmaz, Funda ve Belen-ki kendisi benim badim olur-ve Nursen'i esefle kınıyorum.)

Yolculuk boyunca ben Asuman'a sarılıp uyuduğum için fazlaca bir şey hatırlamıyorum.Hatırladığım birkaç şey ise: Şoförün klimayı kapatacağına yanlış düğmeye basıp araç giderken yan kapıyı açması, başta Özlem olmak üzere herkesin "kapı! kapı! kapı!" diye bağırırken, hatta Burak kapı yanında oturduğu ve aynı zamanda uyku halinde olduğu için Denizhan onu tutarken, olaylara tepkisiz kalarak soğukkanlılığını koruyan Burak, kapı kapanana kadar pozisyonunu bozmadı. Böylece daha yeni sessizliğe kavuşan minibüsü tekrar bir laklak aldı. Sonra Susurluk'da Ulusoy tesislerinde bir mola verildi. Yediklerimiz de gördüklerimiz de bize kalsın. Ama Behiye'nin minibüsten inerken söylediği inci değerindeki sözleri ben burada yazamayacağım. RTÜK e takılırız sonra. Siz en iyisi kendisine sorun. İpucu olarak; dövme, pörsüme, bacak açma kelimeleri verilebilir. Mola bitiminde minibüsün yanına geldiğimizde şoför yine yoktu. Sanırım klima çalışınca araç daha çok benzin yakıyor diye bizi dışarıda bi güzel üşüttü (tam anlamıyla titredik) ve ikinci mola yerimiz olan Manisa'ya kadar klimanın çalışmasına gerek kalmadı. Aslında ikinci mola yerimizin Manisa olduğunu Babür'ün aldığı ve birçoğumuzun yeme gafletinde bulunduğu mesir macunundan anladık. Mesir macununun beklenmeyen yan etkilerini de Serkan'dan öğrenebilirsiniz. Ondan sonra ben yine Asuman'a sarılıp uyumuşum, hiçbirşey hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda Gökova'ya iniyorduk. Doğan Hoca'nın tavsiyesine uyarak, Sedir Adası'na giden yol üzerinde muhteşem bir kahvaltı mekanına geldik.. Tamamen doğal bir ortam, ağaçların altına serpiştirilmiş masalar, ayaklarımızın dibinde küçük su birikintileri, kazlar, ördekler eşliğinde nefis bir köy kahvaltısı yaptık. Eğer yolunuz buraya düşerse uğramadan geçmeyin derim. Tarifini Doğan Hocadan, adresi Sevcan'dan alabilirsiniz (broşürler onda). Karnımız bir güzel doyduktan sonra Marmaris'e hareket ettik ve nihayet vardık. Şimdi siz, bu minibüste Özlem, Behiye ve Semra hiç ses çıkartmadan uslu uslu nasıl durdular diye merak ediyorsunuzdur. Onlar her zamanki gibi neşe ve enerji doluydular. Konuşmaları bana ve Asuman'a ninni gibi geldi. Allah onları yakınımızdan eksik etmesin. Onlarsız bir dalış düşünülemezdi. Hele Özlem'in sarı-siyah paletleri! Derken teknenin yanına kadar geldik. Yılmaz'la Funda bizi bekliyorlardı. Biz erkekler malzeme ve çantaları elden ele taşırken, kızlar en güzel kamaraları kapma yarışına koyuldular.

Malzemeleri tekneye bırakıp, Tansaş'a alışverişe gittik (Başkan, Tansaş'tan reklam ücreti alırız artık). Alışverişler bitip tekneye vardığımızda saat:11.00 civarı idi. Eh tekne hareket etmeliydi artık zira durdukça oflamalar poflamalar başladı. Bu arada Kerim Hoca'nın Tansaş'tan yolculuk alışverişi yaptığı ve Belen'in Tansaş'ın önünde onları beklediği haberi geldi (Belen kaybolmamak için oraya çakılmış). Sonra sırasıyla Belen, Kerim Hoca ve 800-YTL. lik alışveriş minibüsü geldi. Belen Bodrum'dan gelip aramıza katıldığı için, bize katamaranda geçen ve bir haftada toplamda 12 saat uyuduğu tatilin yorgunluğundan olacak, biz Yılmazla yanından geçerken görmedi bile (her türlü şaklabanlığı yapmıştık ancak yine de görmedi, en sonunda ağzından sigarayı aldım)

Nursen ve Fatih de eklenince nihayet kadro tamam oldu. Tekne hareket etti ama durdu. Bizim çapa yandaki teknenin çapasına takılmasın mı? Diğer teknenin hareket etmesini bekledik. Allahtan çok sürmedi ve "gebe kilise" koyuna gitmek üzere Marmaris'i geride bıraktık. Herkes bir an evvel denize girmek ve dalmak için çıldırıyordu. (Biraz da yeni cicilerimizi, maskelerimizi vb. birbirimize göstermek istiyorduk) Nihayet "gebe kilise koyu'"na geldik. (Lütfen neden buraya bu ismin verildiğini sormayın, bilmiyorum ama belki koyun çapkın bir rahibi olabilir.) İlk grup malzemelerini hazırlamaya başladı. Diğerleri de kendisini Ege'nin muhteşem turkuvaz sularına bıraktılar. Tekneyi tatlı bir dalış heyecanı sarmıştı Dalış heyecanı sözünü aslında stres kelimesi yerine kullandım. Zira ekip üyelerinin farklı tepkileri vardı. Bir kısmı tam dalış öncesi mahsunlaşıp, kıyı köşe yerlerde gizlenmeyi tercih ederken, bir kısmı heyecanını bastırmakta güçlük çekmekteydi. J (Yılmaz'la Semra'nın tırnak yerken ki resimleri bunu en iyi şekilde yansıtıyor.) Bir hafta boyunca bu artarak veya azalarak devam etti.

Dalış yaptığımız tekne gezi teknesi olduğu için tüm ekipmanı kuşanıp denize atlamak zor olduğundan, malzemeyi denize atıp, zaten teknede bile zor becerdiğimiz giyinme işini denizde yapmak zorunda kaldık. Yarım yamalak (pardon muhteşem) dalışımızdan sonra, herkes en aç haliyle ve mutlu mutlu (Kerim hoca kendisini dinlemediğimiz için bizi fırçalamıştı da) tekneye çıktı.. Akşam oldu, yemekler yendi, çaylar kahveler içildi ve başladı türküler. Pardon ondan evvel, kızlar müzik eşliğinde karanlıkta müthiş bir dans gösterisi yaptı, Özlemin giysisine babydol'e benzediği yönünde yakıştırmalar yapıldı.

Yol yorgunluğu ile ben gece 12.00 de kamarama yatmaya gittim. Ekibin çoğu kamaralar yerine teknenin ön kısmındaki uzun minderleri tercih etti. Tabiki bir arada yatınca yine kimse kimseyi uyutmamış, gece 2.30 a kadar uyumamışlar.

Sabah 6.30' da Denizhan'ın arılardan kaçışı ile uyandım. Tekne o esnada "Korsan Koyu"na doğru gidiyordu. Teknenin önünde, Belen'le Özlem oturmuş Kerim ve Doğan hocaların kompresör tamirini izliyorlardı. (kompresör: dalış tüplerinin dolumunu yapan makine, yani o olmadan dalamıyoruz!) Bu esnada kompresörün kayışı parçalanarak koptu. Yani ayvayı yemiştik. Bu moralle kahvaltı edip, geceden tüm tüpler doldurulduğu için şükrederek dalış hazırlığına başladık. İlk grup olan Ben, Burak, Babür, Belen, Fatih, Özlem 2 , Doğan Hoca dalışa başladık. Her şey güzeldi ancak Burak ağırlığını iyi ayarlayamadığı için yukarı çıkıverdi. Biz aşağıda ne olduğunu anlamaya çalışırken, regülatör (hava solumaya yarayan alet) arızalandı, hava yerine su yutmaya başladım.Bir evvelki dalışta, Kerim Hoca bizi SAT komandosu gibi yetiştirdiği için durumu zorlanmadan ve ucuz atlattım. Burak'ın yüzeye çıkarken attığı ağırlıkları Doğan Hoca taşıyordu. Ben ağılıklardan dolayı yukarı çıkamıyor sanarak Doğan Hoca'dan ağırlıkları almaya çalıştım. Doğan Hoca'da al ne halin varsa gör diyerek bana ağırlıkları verdi, ben dibi boylamaya başladım. Aşağıda birbirini anlamak ne zormuş. Ne yapsam nafile aşağıya doğru gidiyordum. Bir taraftan burun eşitleme, bir taraftan yukarı çıkma çabası, havam ise neredeyse sınırda, "yeter" dedim ve ağırlıkları attım. Zavallı Doğan hoca inip tekrar almak zorunda kaldı. Sonunda güç bela tekneye attık kendimizi. Aslında Doğan Hoca o kadar da zavallı biri değil.. Beni suya itti. Sonra bir sürü kişiyi daha. Kendisi hem hoca diye hem de ilerde su altında başımıza bir şey gelmesin korkusuyla sesimizi çıkarmadık. Asıl şamata sonra başladı. Funda Yılmaz'ı yağlamaya başladı (ayak bileklerinden yukarı doğru) daha evvel Ağva'da yaşanan aynı sahnede kızların yuh çekmelerine karşın Yılmaz'ın "Funda seni kıskanıyorlar" lafı kızların içine oturmuş olacak ki, aynı sahne tekrar edince Semra "Funda seni kıskanıyorum" diyerek atıldı ve o da Yılmaz'ı yağlamaya katıldı. Sonra Özlem ve Burak da katılınca ortaya çok ilginç görüntüler, reismler, kamera kayıtları çıktı. Gerçekten inanılmaz bir şovdu.

Çok eğleniyorduk ki, Funda'nın kulağındaki problem oluştu ve sahalardan yani dalıştan iki ay uzak duracağını öğrendik. Ama Funda yılmadı, Yılmaz'ı grubun kızlarına kaptırmamak için şnorkel ve maskeyle, Yılmaz'ı dalışları boyunca yukarıdan takip etti. Derin dalış zamanı Funda bunu yapamayacağından, ne yaptı bilinmez Yılmaz dalışa gelemedi.

Dalışlardan fazla bahsetmeyeceğim ancak derin dalış ve gece dalışları gerçekten çok ilginçti. Kerim Hoca hem disiplinli hem de işinin çok ciddiye alan biri ama bazen bizim grubun sıra dışı olduğunu gözden kaçırdı. Derin dalışta 40 m.ye kadar indik, inanılmaz güzeldi, baraküda sürüsü gördük. Denizin dibinde Belen'le gizli gizli çifte telli oynuyor, hoca bakınca normal duruşa geçiyorduk.

İlk gece dalışı ise tam bir felaketti. Kerim Hoca, önceden yapmamız gerekenleri birbir anlatmıştı ama biz yemekten sonra uyukladığımızdan çoğu şeyi anlamadığımızı aşağıda fark ettik. Önce Yılmaz suya atladı ve bizi beklemeye başladı. Biz gece soğuk olur diye çift giysi giyip ağırlıklarımızı aynı oranda arttırmadığımızdan batamıyorduk, Yılmaz da fazla ağırlık aldığından su yüzeyinde duramıyordu. Hepimiz debelenip duruyorduk. Sonunda hocaların sonsuz sabrı sonucu elimizde fenerlerle dalmayı başardık. Gece suyun altı çok ama çok güzeldi. Rengarenk balıklar gördük. Doğan hoca eline bir canlı aldı ve hayvancağız kendini korumak (ben öyle sandım) için renkli bir sıvı salgıladı. Sonra Doğan Hoca onu bana verdi ve hayvan salgıya devam etti. Elim örümcek ağına bulanmış gibi ve yapış yapış oldu.. Sonra hıyarı bırakıp devam ettik. Sudan çıkınca Doğan hoca, deniz hıyarının o sıvıyı kendini korumak için değil, çiftleşme mevsiminde oldukları için salgıladığını söyledi. Bu arada hayvan nasıl tahrik oldu hala anlayamadım. Anlayacağınız elimi bayağı yıkamak zorunda kaldım. Bu arada Belen'e de bulaşmıştı. Ama Hasan merak etme, deniz hıyarından zarar gelmez .

Bu arada gece 01.30 olmuştu. Üstelik sabah 05.30 da kalkılıp şafak dalışı yapılacaktı. Herkes o kadar yorgundu ki hepimiz resmen sızdık. Sabahki şafak dalışı Babür ve benim dışımda katılımcı olmayınca iptal olduJ.

Kahvaltı sonrasında çeşitli ihtiyaçlar için Datça'ya gittik. 2 saat serbest zamanımız vardı, karaya çıkıp turlamaya başladık. Bu arada Semra'ya allı-pullu-şıngır-mıngır kalça kemerlerinden aldık. Bu arada tekneden inerken Belen'in bileği burkulmuş, böylece bir süreliğine badisiz kamıştım. Tabiki bu durum Babür'ün ekmeğine yağ sürdü. Zira günlerdir badim olmak istiyordu.

Datça'dan ayrılıp Marmaris'e doğru yola çıktık. Tekrar bir koyda demir aldık ve dalışa geçtik. Derken akşam oldu. Hepimiz heyecanla eğlence akşamını bekliyorduk. Yemekler biter bitmez müzik başladı. Herkes Semra'yı gösteri yapacak diye bekliyordu hatta Yılmaz gidip kendine rakı koydu. Ama onun başka planları vardı. Başta Yılmaz olmak üzere sırayla tüm erkeklerin beline kuşağı bağlayıp dans ettirdi. Bu geceyi anlatmak çok zor gerçekten yaşamak lazımdı. "Bana asla kuşak bağlatamazsınız" diyen Babür, Semranın ısrarlarına inat, elinden kurtularak kendini tekneden suya attı. Doğan nazlanınca Semra ayağı kayıp kolunu yaraladı ama hiç aldırmadı. Sonuçta dansetmeyen bir tek Babür kaldı ama o da bedelini ödemişti zaten. Sonra Yılmaz'la ben ayağımıza paletleri , yüzümüze maske ve şnorkeli geçirdik, başladık zeybek oyunu oynamaya. Herkes kopmuştu. DJ imiz Özkan eşliğinde, hepimiz çılgınca dans etmeye başladık. Bir ara ben, Burak ve Yılmaz teknenin trabzanlarına çıkıp, direklere sarılıp erotik danslar yaptık. Yılmaz'ın cariyeleriyle yaptığı bir de harem dansı vardı. Belen bile buruk ayakla dans ediyordu. Bu geceyi Denizhan kameraya aldı ve belki yüzlerce resim çekildi. Derken saatler 12.00 ye yaklaşırken, slow dansa geçildi. Sonra Pınar'ın elinden tutup, teknenin trabzanlarına çıktığımızı hatırlıyorum, bir de Özlem'in yakarışlarını "yapmayın, yapmayın!!!" bağırışları arasında biz Pınar'la son derece mutlu bir şekilde ve elele, elbiselerimizle kendimizi tekneden aşağı bıraktık. Bunu diğerleri izledi. Yılmaz, başkanlık yetkisini kullanarak mayosunu ve dalış giysisini giyip atladı. Sonra Özlem de mayosunu giyip çaresiz bir şekilde kendini büyük tezahüratlarla sulara bıraktı. Gecenin yardımcı kadın oyuncusu (Semra'dan sonra) olan Nursen (aynı zamanda genel cerrah, her şeyi kesip biçebiliyor, konuşmalarınıza dikkat edin) transparan beyaz kıyafetiyle kendisini sulara bıraktı. Bir baktık ki hepimiz sulardayız. Behiye yakamoz yakalamak için açılıyor, hepimiz peşinden ikaz ediyorduk. Yıldızların ve samanyolunun altında sıcacık sularda yüzmek hem de elbiselerle ayrı bir keyifti ve biz bu zevki hep birlikte tattık. Gerçi bu zevki bizden önce ve gizlice tadanlar da varmış ve biz bunu tesadüfen öğrendik. Doğallığa o adar alışmışlarki mayo dahi ağır gelmiş onlara. Kim mi bu iki çılgın? Asla benden laf alamazsınız. Derken herkes tek tek tekneye çıktı. Gülüşmeler konuşmalar arasında güverte yatakları yapıldı ve muhteşem samanyolunun altındaki fısıltılar gittikçe kayboldu ve uykuya dalmışız. Sabah güneşi ile hepimiz tek tek fıkırdamaya başladık, yeni bir gün ve yeni heyecanlara merhaba diyecektik.

Yavaş yavaş tatilin sonuna geliyorduk. Perşembeye gelmiştik. Babür eşinin talimatına istinaden o akşam veda şarkıları eşliğinde Turunç'ta tekneden ayrıldı. Hepimiz üzüldük (ben dahil). Ama hayat devam ediyordu. Kerim Hoca ertesi gün yapacağımız dalışlarla ilgili bilgi verdi. Ertesi gün mağara dalışına gidecektik. Artık sona yaklaşıyorduk.Cuma gecesi Marmaris yat limanında geceleyecektik.Bir grup teknede eğlenelim diyor, diğer grup diskoya gitmek istiyordu. Cuma günü son dalışları ve mağara dalışlarını bitirince, yemekten sonra "Back Street" adlı bir açık hava diskosuna gittik. Diskonun içerisinde yüksek 3-4 kişinin sığabileceği dans locaları vardı. Bazılarında müşteriler, bazılarında dansçılar dans ediyordu. Dansçıların çoğu travestiydi ve dansları gözlerinizi alamayacağınız kadar farklıydı. Birden kendimi ve Yılmaz'ı bu localardan birinde buldum. Sonra Yılmazla ben yerimizi bizim kızlara bıraktık. Travestiler, çılgın yerli ve yabancılar ve bizim grup gece dans edip durduk.

Sonra uykusu gelen biz (Ben, Sevcan, Semra, Nursen, Yılmaz, Funda) saat 01.00 gibi tekneye gitmeye karar verdik. Sevcan'la Nursen önden gidip gözden kayboldular. Tam kapının önündeyken ve Sevcanlara bakınırken 2 İngiliz Genç yanında bizler de olduğumuz halde Semra'nın yanına gelerek bir şeyler söylemeye başladılar. Meğer damsız giremedikleri yardım istiyorlarmış. Bizim yufka yürekli kızlarımız olan Funda ve Semra Yılmaz'la benim şaşkın bakışlarımız arasında çocuklara ok dediler. Funda'yla biri ele tutuşurken, diğeri Semra'nın beline sarıldı ve bu şekilde bizi bırakıp, diskoya geri yöneldiler. Birden Funda geri dönüp Yılmaz'a el sallamayı ihmal etmedi. Resmen satılmıştık. Daha sonra bu olaya çok güldük.

Tekneye geri dönüp yıldızların altına ve Marmaris'in koyları aratan gürültüsü eşliğinde uyumuşuz. Bu arada bizim ekip daha 2 ayrı diskoya gittikten sonra sabah 04.30 da geri gelince kısa süreli de olsa uyandık. Bol bol onları dinledik.

Sabah oldu, kahvaltılar edildi. Minibüs geldi ve eşyalar minibüse taşındı.. Hepimizin yüzünde tatlı bir gülümseme ve biraz da hüzün tekneyi terk ettik. Ben, Özkan, Denizhan ve Semra grubu yolcu edip, Fethiye'ye yamaç paraşütü yapmaya gittik. 1200 m.den aşağıya bıraktık kendimizi. Saklıkent ve Göcek gezintileri yaptık. Sonra trambolinde zıpladık. Yine de aklımız grupta kalmadı değil. Sık sık "acaba şuan nerededirler" deyip durduk. Onlar da bizim yokluğumuzu hissetmişler. Sonra Salı akşamı hem tüm grupla hem dalış grubuyla bir araya gelicez diye teselli bulduk. Farkında olmadan birbirimize çok alışmışız.

Hocalarımız, tüm ekibe sevgilerimi yolluyorum. Bu tatil her yönüyle unutulmazlar arasında yerini aldı bile.

 

Sevgilerimle

Okan Mirelam

 

Scuba Türküsü

 

SCUBACI HALİMEM

Maske aldım Soner'den

Halimem ben ücreti bilmeden

Biraz borç ver bana

Yılmazım ben mavi dalışa gitmeden

Scubacı Halimem BC başına gel

Ben iniyorum derine düş peşime gel

***********************************

Dipte yalınız kaldım

Halimem etrafı seyre daldım

Kerimin zil sesini duyunca

Halimem BC ye hava bastım

Maskene sular dolmuş tahliye edemedin mi?

Halimem sen bu işin sonunu hiç düşünmedin mi?

***********************************

Tüpü aldım Doğan'dan

Halimem yardım istedim Kerim Hocadan

Hoca buna ne desin?

Halimem utancımız yürekten

Algınmısın Halimem şaşkınmısın sen?

Hiç nötrlük yok sende dön evine gel

 

Beste söz ve güfte: Özlem & Semra