TREKİST LİKYA YOLU ANLILARI 18-22 Mayıs 2011
Likya yolu aktivitesi
Parkur: Ölüdeniz –Patara
Tarih : 19 Mayıs 2011
Saat 12:30 suları.
Bu bölgeye üst üste 4 . gelişim . Her yıl burada ki değişimleri izleyebiliyorum.
Yer yok demek zorunda kaldığımız arkadaşlar olduğu halde, ekip 33 kişi .
Çoğunu tanıyoruz 1-2 misafir var, onlarda 10 numara çıkınca cebimizde 330 puanı koyarak yola çıkıyoruz.
Yükseldikçe mavi yeşil koylar görüş açımıza giriyor. Doğadan ilk aldığımız hediye , ama son değil.
Kabak koyu uzaktan hoş görünüyor , hem de pek hoş görünüyor katılımcılara.
Katılımcılara hoş göründü ama bana hoş görünmedi.
Yapılaşma artmış . Soldaki tepenin altında beton bir villa yükseliyor. Koyun içinde de yine mantar gibi tesisler ve bungalovlar bitivermiş . Hatta kocada bir havuz yapılmış.
Güzelim sular varken havuz kimin neyine.
O an Leman’da ki Erkut abi gibi olmak istedim. “Koya bu havuzu yapanları, yapılmasına zemin hazırlayanları alın, önce bunları Büyük Okyanusa götürün , burada 10 sene balinalarla yaşatın , sonra bu arkadaşları alın kutup ayılarına kovalatın.”
Yakın arkadaşlarım bilir İstanbul’dan gidip uzaklara yerleşmek istediğimi. İstanbul’u sevmediğimden değil, doğup büyüdüğüm yerlerde bir karış toprak kalmamasından , bina, insan ve araç sıkışıklığından , sabah sabah çalmaya başlayan kornalardan. Gece yarısı kutlama ve uğurlamalarından .
Nereye kaçalım , kaçtıkça beton yığınları , bizi takip edecek. Dünya küçülmeyecek , insanlar dünyayı dar edecek.
Pansiyon işleten Mustafa ile epey sohbet ettik . Buranın hikayelerini anlattı. 10 sene önce kabakta alevlenen bir kıvılcım sayesinde uzun süredir uykuda olan rantçılar , uykularından kalkıp koyu ele geçirme planları yeniden başlamışlar. İmar getirmeye çalışıyorlar , hatta köylüye duyurmadan başlatmışlar. Ama Mustafa gibi duyarlı insanların müdahalesi ile olay mahkemeye taşınmış. Burada da bir Loç hikayesi yaşanıyor.
Yurdumun her bir yanını , önce cebini düşünen ahtapotlar sarmış. Kolları ile var gücü ile sıkıyorlar.
Kabak için de kıpırdanmak gerek . Neler yapılabilir konuşalım düşünelim paylaşalım.
Bazen aklıma geliyor bunlar bizim yüzümüzden mi oluyor. Bütün doğa odaklı aktivite yapanları kastederek söylüyorum. Nereye gitsek , beğensek , meşhur olsa orada bire rant doğuyor. Ve bozuluyor. Ne yapsak gizli gizli mi gitsek.
Yada hiç fotoğraf çekmesek mi ?
Bu can sıkıntısına rağmen çok keyifli bir aktivite oldu.
İlk görenler hayran, tekrar görenler mutlu oldu.
Mutlu mesut döndük.
Katılan arkadaşlara çok teşekkürler.
Rapor arkadaşlar tarafından yazılıyor , hazır olunca paylaşılacak.
Herkese sevgiler Yılmaz Ecewww.trekist.com
Likya Etap-1 2.gün Kabak-Alunca
Cibinliğe sarınmış bir yatak ve minik bir komidinin bulunduğu bir bungalovda 7 sularında uyanma ve bugalov dışına atılan ilk adımla başlayan Kabak Koyu'nun mükemmel manzarası....
Kabak Koyu manzarasında mühteşem bir kahvaltı, Kabak Koyu manzarasında Türk kahvesi sefası , Kabak Koyu manzarasında sohbetler , sessizlikler... Günün ilerleyen saatlerinde yapılacak olan zorlayıcı çıkış (Kabak-Alunca) için başlayan hazırlıklar.Söylenenlere göre çıkış bir hayli uzun.
Alunca yolcuları Kabak ' ı bırakıp gitmek istemeyen arkadaşlar haricinde meşakatli yürüyüş için hazır.11 de Kabak koyu plajında buluşma, ilk hedefimiz şelale ve öğle yemeği molası. Yukarılara bakıyorum devamlı. Nasıl çıkılır? 'Nasıl çıkılır?' aklımdaki bir numaralı soru. Asansör müdavimi insanlardan biri olarak bulunduğum yer ile gözümün gördüğü yer arasındaki mesafe aklıma sığmıyor.Şu anda burdayım ama bir süre sonra nasıl orada olacağım? Heyecanla karışan değişik hislerle dopdoluyum. Nefes al nefes ver...Yavaş yavaş çıkılır, bir şekilde çıkılır. Ekibi izliyorum.Şelalenin çevresine dağılmış güzel insanlar.Sohbet edenler; bir de sessiz sessiz doğanın sesini dinleyenler. Herkes sakin.Güç alıyorum onlardan.Çıkılıyor demek ki.Bir şekilde çıkılıyor. Şelalenin buz gibi suyunu dolduruyorum boş olan şişelere.Ve beklediğim an geliyor.Çıkış başlıyor...
Yavaş yavaş ilerliyoruz patika yollardan.Biz ilerledikçe yol gidiyor.Yol gittikçe biz ilerliyoruz.Yukarılara çıktıkça daha bir güzel mi oluyor ne aşağılar.Konuşmuyorum hiç ama içimden neler geçiyor. Son derece konsantre , nefes al nefes ver. Çıkılır...Çıkılır..
Hava bir o kadar güzel. Her şey yardımcı bize bugün. Muhteşem manzaralar sırtımızda.Gözlerimiz yollarda.Aklımız yukarılarda. Çıktıkça çıkıyoruz.Çıktıkça çıkıyoruz. Keyifli, sakin ve kendimleyim. Mutluyum. Çıkılıyor işte...
Bir yere geliyoruz.Dağların arasında, yukarılarda...Burası rehberimizin 'orası' dediği yer. Manzara nasıl anlatılır ,neler söylenmeli bilmiyorum.Bence herkes 'orada' en az bir kere olmalı.Bu verdiğimiz ikinci mola. Fotoğraflarımızı çekiyoruz. Ufak tefek atıştırmalar. Bir keyif sigarası. Çok yukarılardayız. Rakım tam olarak kaç bilmiyorum.Ne önemi var ki.Aşağıda gördüklerimi aklım almıyor bu sefer.Nasıl çıktık buraya? Nasıl mı?Cevap basit...Keyifle...
Yürüyüş devam ediyor.Manzara sarhoşuyum artık.Bir çeşme.Buz gibi bir su.Doğa ananın özverili kollarındayız. '' Olmamız gereken yere nasılda yabancıyız '' diye düşünüyorum.Son molamız bu çeşme.Üç-dört kilometrelik bir yürüyüşten sonra Alunca'da bir yanda Yediburun bir yanda dağlar ve dağların tepelerine düşen hafif bir sis karşılıyor bizi.Soğuk bir ayran ikramı... Yediburun'a karşı hafif bir esinti ile yukarıların cennetindeyiz bugün. ' Çıkıldı işte!' diyorum.Çıkıldı! Oralardayız.Gözümün gördüğü ama aklıma sığmayan yerlerde.Konaklayacağımız köy evi şirin mi şirin. İnsanlar güler yüzlü ve sıcaklar. Yemekler anne yemekleri tadında.Köy ekmekleri. Yoğurt.Akşam yemeği sonrası ateş çevresindeki sohbetler,şarkılar,türküler (Oldu mu Ayşem oldu mu?).Nereden gelip nereye gittiğimi şaşırtan bir yer Alunca.
Tüm ekibe saygılar ve sevgiler.Her şey için sonsuz teşekkürler.
İrem Yeni
4. Gün Belcegiz-Gavurağılı
Likya 1. Etap: 21 Mayıs 2011 Bel – Gavur Ağılı Etabı
Sabahın ilk ışıkları, yüksek bir tepede uzun mu uzun bir masa, kahvaltı hazır. Karşımda Akdeniz’in turkuaz rengi suları. Nereden mi bahsediyorum? Alunca’da konakladığımız köy evinin bulunduğu tepeden.
Kahvaltımızı edip eşyalarımızı topladıktan sonra Likya birinci etabının son parkurunu yürümek üzere hazırız. İstikamet, yürüyüşün başlayacağı Bel köyü. Araç ile başlangıç noktasına varıyoruz. Yolumuz uzun (15 km), etap kolay (sadece kaya inişi orta derece zorlukta).
Tam yürüyüşe başlamak üzereyiz ki yaşlı bir teyze evine davet ediyor bizi, çay demleyip ikram etmek için. Hemen kabul ediyoruz bu sıcak teklifi. Teyze o kadar sıcak ve misafirperver ki, hazırlamış olduğu öğlen yemeğini, sac’da pişmiş yufka ve zeytinyağlı bakla, bile bizimle paylaşmaktan çekinmiyor.
Bu kısacık ama keyifli misafirlik sona erdiğinde yürüyüşümüz başlıyor. Parkur toprak yol ile başlıyor. Bel köyünü ve yamaçlarda otlayan keçileri geride bırakıyoruz. Kısa sürede yürüyüşün ritmini yakalayıp doğa’nın sesini dinleyerek ilerliyoruz Likya’nın yollarında.
Ağaçları, kuş seslerini, sarı ve mor çiçek tarlalarını aşıp kayalıklara varıyoruz. Etabın bu kısmı yokuş aşağı, ve kabak arazi olduğu için ağaçların gölgesinden faydalanamıyoruz. Kayaların üzerinden hoplaya zıplaya dikkatlice iniyoruz. Mavi koyların güzelliği, inişin zorluğunu ve kayaların sıcağını unutturuyor insana. Parkur’un bu kısmında biraz dikkatli olmak gerekiyor ama yine de arasıra durup çaktırmadan uzakları seyre dalmayı ihmal etmiyorum. Eşsiz manzara, inişi eğlenceli hale getirip hoş bir tecrübe ve anı olarak yerleştiriiyor dimağıma.
Yaklaşık dört saatlik bir yürüyüşün ardından, 15 kilometrelik parkur’u tamamlayıp hedefe varmış bulunuyoruz. Sararmış ekin taralalarının yanından geçerek Gavur Ağıl’ına varıyoruz. Dik yamaçlardan seyre daldığım deniz’e daha yakınım şimdi. Aracımız çoktan gelmiş bizi bekliyor, ve ver elini Patara.
Patara rengarenk çiçeklerle bezenmiş sakin bir yerleşim alanı. İşte tam olarak istedğim bu. Pansiyona yerleşir yerleşmez fotoğraf makinamı alıp Patara’nın sokaklarında keyifli bir keşfe başlıyorum. Keşif için uygun bir zaman. Batmaya yüz tutmuş güneşin ışınları altında seyrediyorum limon ağaçlarını, birbirinden güzel, zarif ve rengarenk çiçekleri.
Ekseriyetle domates yetiştirilen seraların çokluğu gözden kaçmıyor. Çok şanslıyız ki konakladığımız pansiyonun bahçesinde de var bir tane. Pansiyon sahibi büyük bir cömertlikle paylaşıyor ürünlerini bizimle. Dalından koparttığım domatesi üzerime silip yemeye başlıyorum hemen. Malta eriği çok lezzetli.
Trekist son akşam yemeğinde bir araya geliyor. Yemekten sonra kayısı ağacının altındaki minderlere seriliyoruz yürüyüşün vermiş olduğu tatlı yorgunlukla birlikte. Müzik eşliğinde sohbet başlıyor. Sohbet koyulaşıyor, arkadaşlıklar pekişiyor.
Sıradışı bir etkinliğin sonundaydım artık. Yarın, yeni bir parkurun ve hedefin olmamasının hüznü içerisindeyim. Böylesine keyifli insanları biraraya getirip bu organizasyonu gerçekleştiren herkese çok teşşekür ederim. Daha sonraki on numara etaplarda görüşmek üzere.
Nagihan Çakırmustafa
|