|
28/01/2007 Kartepe Kamp . Yazan Çizen sitede yayımlayan Bahadır Emin Seyrekoğlu , Foto Mehmet Güngör
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kar Düşünüyorum karla ilgili ne kadar çok şiir şarkı sözü var.Aslında kar insan hayatında ne kadar çok önemi olduğunu çektiğimiz kar hasretiyle daha çok anladık.Dario Moreno “her yede kar var kalbim senin bu gece “ adlı şarkısını yaparken etrafında ne kadar kar vardı bunu bilemem ama biz kuzu yaylaya vardığımızda 60 cm. yakın kar olduğunu gördük . Araçlardan inip daha kara ilk adımımızı attığımızda zorlu hatta çok zorlu bir kamp olacağı anlaşıyordu.Kuzu yaylaya daha önceki yıllarda yağan karın 2 metreyi bulduğunu öğreniyoruz.Ama bu yıl kar geç gelmiş birkaç gün önce yağmış ve buzullaşmış gece ayazlarında. Hepimiz özlemiştik karla oynamayı üşümeyi. Malum havalar uzun süredir bahar kıvamında devam etmekteydi. Meterolojinin de bu hafta sonu raporunu görünce tam vaktidir deyip İstanbul’dan 3 araçla yola çıktık. Ne İstanbul’da nede İzmit’te kar yoktu normal olarak. Maşukiye’den yiyecek ihtiyacımızı gördükten sonra Kartepe yolunu takip ederek Kuzu yayla yoluna döndük. Yayla yolu asfalttan 3 km. stablize zeminle devam eden bir yoldu. Bunu niçin mi söylüyorum. İlerleyen satırlarda bunu ayrıntılı olarak anlatacağım.Yayla yoluna girdiğimizde dahi henüz karı görememiştik.Taki yaylaya kadar.Ekip yaylaya vardığında henüz birkaç gün öncesinde yağmış ve ayazdan sertleşmiş karın üzerine de çadır kurabileceğimiz bir noktayı tespit için ufak çaplı bir arazi zemin keşfi yaptık.Neresi daha sert nesri daha derin ve yoğun anladıktan sonra yayla rüzgarını fazlaca almayan nispeten daha korunaklı olan bir noktada çadırla mızı kurduk.Uzun zamandır kamp yapmadığım içim biraz çocuk biraz boş vermiş bir havada diğer ekip arkadaşlarımla güle oynaya şakalaşarak işimizi bitirdik.Bitirdik ama bizim çadır da kalma fikri bana hiç cazip gelmedi.Dostum Cengiz’le biz aynı çadırı paylaşacaktık ve bizim çadır kış şartlarına hiç de uygun değildi.Yavaştan başlayan ve hızı giderek artan yağmur bizi hazırlıksız yakaladı.Çadırları kurarken küçük bir tur otobüsünün bizden 50-60 metre uzaktaki kapalı olan bir dağ restoranında durduğunu görmüştük.Yağmurdan korunmak için oraya doğru yöneldiğimizde otobüsün hareket ettiğini gördük ve mekana vardığımızda kapı açık içi boş ve ortada kocaman bir soba bizi bekliyordu.Dağ başında ıslanmış ve çaresiz bir durumda bu bulunmaz bir nimetti bizim için. Maşukiye merkezden 3 çuval kuru odun almıştık yanımıza. Hemen sobayı yaktık.Kıyafetlerimizi kuruttuk.Dinlendik. Artık hava kararmaya başlamıştı ki hazır soba yanıyor akşam yemeğimizi burada yapalım dedik. Dedik ya burası kapalı bir restoran. Masa sandalye katlanmış kaldırılmış. Organizasyon yapıldı görev bölüşüldü.Masa sandalye ayarlandı yanan sobada yemek pişirildi.Her şey hazırdı.Yemeğe başlamak üzereydik ki odamızı aydınlatan bir çift araba farı göründü.Dedim arkadaşlar basıldık şaka yollu.Genç bir çift akşam yemeği yemek için açık sanarak geldiler restoranda . Dedik ki bizde misafiriz ama buyurun bizimle bir şeyler yiyebilirsiniz. Teşekkür ettiler ve yanımızdan ayrıldılar.Bu arada dışarıdaki hava daha sertleşerek sanki bizlere; bulunduğunuz yerin kıymetini bilin daha size yapacaklarım bitmedi der gibi giderek hızlanan bir rüzgar ve kara çeviren bir yağışla uğuldamaya devam ediyordu.Sürprizlerle dolu bir kamp olduğu muhakkak.Ama bu kar da bu fırtına da ikinci ziyaretçi sürprizden çok kara mizaha benzemeye başlamıştı.Tam yemeğe oturduk bir şeyler atıştıralım derken bir araç daha geldi.3 kişi içeri dalıverdi.Dalıverdi diyorum araçtan inip 2-3 metrelik mesafedeki restoranda ulaşmak için kardan adam olmak gerekiyordu.İçeri giren 3 kardan adam bize Zeki ağabey diye seslendi.Ortam karanlık.Orada bulunan 3-5 mumum ışığında bizim kim olduğumuzu kestiremediler. Doğal olarak. Bizde kısa bir sessizlik. Ama hiç ses yok. Şimdi bunlar kim, Zeki ağabey kim, biz kimiz, burada ne sıfatla bulunuyoruz. Hepimizin kafasında aynı sorular geçmiş. Gurupta ki erkek arkadaşlar biraz panik biraz yalakalık biraz deli cesareti ile olaya hemen el koyduk. Cengiz hemen Zeki ağabey şu an burada değil dedi ve adamlar panikle apar topar tamam deyip arabalarına atladıkları gibi ayrıldılar. Ne olduğunu anlamadan birbirimize baka kaldık. Neyse yemeğe devan ettik. Peşinden çay yapıldı derken aradan 30–35 dakika kadar geçti geçmedi, bulunduğumuz yer otoban olmuştu sanki. Bir araç daha geldi. Birbirimize şaka yollu acaba restorandı açıp işletsek mi bu işten iyi para kazanırız derken içeri 6 tane 20’li yaşların başlarında olan delikanlı girdi.Hafif Karadenizlilere kaçan şivesiyle “nolii burada siz çimsunuz” dedi. Tamam dedim akşam akşam kaybetmezsek bulduk. Derken yine biz erkek arkadaşlar olarak anladık ki bunlar buranın sahipleri. Tüm şirinlik sempatiklik ve yalakalık halimizi üzerimize takınıp,bir afetten arta kalan son insanlarmışız gibi acımaklı ve aciz bir tavırla durumumuzu meramımızı anlatmaya çalışırken içeri 5 kişi daha girmez mi? Yahu ne oluyor anlamıyorum .Kesin bizde bir şey var .Bu kadar tesadüf olmaz.Bu kaçıncı araba bu saatte bu fırtınada diye düşünürken aranan kan bulundu.Son gelen araçtan inen 5 kişiden biri ısrarla aranan Zeki ağabeymiş.Yani mekanın mal sahibi. Sağ olsun şöyle bir baktı durumu anlattık anlayışla karşıladı. Zaten daha önceki yıllarda burayı açık bırakırlarmış.Ama hırsızlık olayından bıkınca kilitlemişler.Bizden önce gündüz otobüsle gelenlere de anahtarı onlar vermiş.Ama kapıyı kilitlemedikleri için bir yanlış anlama olmuş.Bizi yağmacı istilacılar sanıp bakmaya gelmişler.İş tatlıya bağlandı.Orada konaklamamıza izin verdiler .Rahatsız etmemek içinde yan tarafta bulunan küçük bir kulübede bir müddet kalıp gideceklerini söylediler.Biz biraz rahatlamış biraz ucuz atlatmış ve birazda yırttık ağabeycim yırttık pozisyonunda sohbetimize kaldığımız yerden devam ederken gelen guruptan bir arkadaş ki kendisinin Maşukiye de petrol istasyonu olduğunu öğrendik ve bölgeyi çok çok iyi bildiği için yanımıza geldi ve araçlarınızı şimdi ana yola indirmememiz durumunda ancak bahar aylarında kurtarabileceğimiz anlattı bize.Ya nasıl olacak otellere giden asfalt yol 3,5 km. bulunduğumuz yere. dışarıda kar fırtınası var.Baktık ki olacak gibi değil kısa bir durum değerlendirmesi sonucunda 3 aracımızı da ana yola indirmeye karar verdik.gece saat 22:30 u gösterirken hazırlanıp dışarı çıktık.Araçları çalıştırıp tam yola çıkarken bir ne görelim o arkadaş arazi aracıyla bize eskortluk yapıyor.Bizi ana yola indirdi .Dedim ya bölgeyi çok iyi bildiği için araçları koyduğumuz yeri beğenmedi.Siz sabah bu arabaları buradan çıkaramazsınız burayı kar basar dedi ve bize sağ olsun otoparkçılık yapıp araçlarımızı rüzgar ve kar olmayan daha korunaklı bir pozisyonda park etmemizi sağladı.Tekrar bizi alıp kendi aracıyla yukarı yaylaya kadar çıkardı.Burada gerçekten duygulandım.Neden mi ?Çok kalay hislene bilen biri değilim.Ama Anadolu’m insanı bizlere unuttuğumuz ve kolay kolay hatırlayamayacağımız bir insanlık dersi verdi.Gerçi iyilik ve iyi duygular daima karşılıklıdır.Zaten biz gurup olarak menfi düşünceye sahip olmadığımız gibi böyle duygulara sahip insanlarda aramızdan tek tek kendi kendilerini ayıklıyorlar.Gelelim yukarıya.Yukarı vardığımızda sağ olsun arkadaş bir ihtiyacımızın olup olmadığını sordu.Bizde hafif ezik bir ses tonuyla zahmet vermeyelim ama yarın sabah gelen olursa bir bidon su biraz ekmek gravyer peynir eski kaşar kalamata zeytin acılı ezme yağlı yumuşak inek peyniri haşlanmış yumurta çizik yeşil zeytin kornişon turşu,mantarlı krep zahmet olmazsa dedik.Evet zahmet olmamış yarım saat sonra ekmekle suyumuz kapımızdaydı.Zaten bizde sadece ekmekle su istemiştik .Neyse biz kaldığımız yerden devan ettik.Yaşadıklarımıza bir anlam verip ne olduğunu anlamaya çalıştık.Her zaman olduğu gibi sohbetlerimizin ve eğlencemizin merkezinde türkülerimiz vardı.Bir ara sırtım kapıya dönük oturuyordum.Herkes bir anda sustu.Sanki o anda orada olmaması gereken birini görmüşler gibi bana doğru bakmaya başladılar.Kendimde bir acayiplik ararken çok uzun bir zaman geçmedi ki bakılan ben değil kapıda beliren bir karartı,yok tuhaf bir şey.Siyah Simsiyah.Kafası görünmeyen girişin yanındaki masanın üzerinde ayakta duruyor.Ayakları omuz genişliğinde iki yana açık.Elinde bir tırpan.Bize doğru bakıyor.Sanki güneşli ve çok sıcak bir hava bayat bir ekmek yemişsinde boğazına tıkanmış gibi bir his.İnsanın içinden daha hazır değilim daha hazır değilim,Yılmaz çantasını yapmıştı onu al onu al diye bağırması geliyor.Maslak sanayinden Yusuf Yusuf usta geçiyor insanın gözünün önünden.Hadi Yılmaz.Yılmaz hadi seni çağırıyor bey efendi diye seslenip Yılmaza bakıyorum. Yılmaz yok .Ohh çok şükür atlattık derken kapıdaki eli tırpanlı bey Bahadıııır. Diye bana sesleniyor .Efendim buyurun nasıl yardımcı olabilirim size deyip tüm şirinliğimi üzerime takınıp “bakın bunlar benim kızlarım resimlerini göstereyim” yönünde bir oyalama taktiği izliyorum.Hani bu adamın iki küçük çocuğu var ,gittim baktım adreste yoktu ,tebligatı muhtara bıraktım der diye umuyorum ama yok taktı bana Bahadıııır diyor hala.Herkes sus pus olmuş.Sağa sola bakıyor.Olayla ilgilenmiyorlar.Karıştırıp Bahadır diye bana bulaşır diye kimse beni tanımıyor.”Tamam şu çayımı yudumlayıp geliyorum 2 dk. Müsaade et ağabeycim” derken masanın üstünden atlayıp yanıma gelmez mi? Ana. Ne göreyim.Yılmaz .O karanlıkta nerden buldun o tırpanı.Sapını nerden çıkardın.Yani 11 kişinin ödü kanalizasyona karıştı.Bir ara baktım artık korkudan mı Yoksa başka bir şeyden mi Mehmet İncesu ile Mehmet Güngör uyuyor numarasına yatmışlar.Hiç yakıştıramadım kendilerine.Onaylamıyoruz tasvip etmiyoruz hareketlerini arkadaşların.Artık saat çoktaaan yarın olmuş.01:30 sıralarında arkadaşlar tek tek yuvalarına pardon çadırlarına giderken bende sobanın dibinde kendime yatma,devirip uyuma alanı ayarlıyordum.İyi ki de öyle yapmışım.Cengiz ve ben restoranda sabahlarken ,arkadaşlar çadırlarında sabaha kadar kar temizleme ve çevre düzenleme aktivitesi ile gecelerini şenlendirmişler. Derindeyim .Günışığının sızmadığı bir noktada uykunun insanın üzerin olanca gücüyle çöreklendiği bir vakitte kapıdan içeri iki tabak sıcak Tarhana çorbasının girmesini çok istediğim bir noktada.Gire gire sevgili İncesu ile Mehmet Güngör bağıra çağıradan biraz daha ızdıraplı bir ses tonu ile donduuuuum diyerek adeta içeri girmeyip yığıldılar.Meğer sabah olmuş.Olur,normal.Beklenen sonuç.Cengiz ve benim için konformist ve lümpen proleter bir tarzda geçen gecenin arkadaşlar için aynı sonuçları vermediğini içeri giren diğer arkadaşlardan da anlamaktaydık.Gelen arkadaşlar sobayı tekrar canlandırdılar.Soğuktan donan kemiklerini tekrar çalışır kıvama getirmek için bir hayli uğraştılar.Herkes toplandı.Kahvaltı yapılacak çoğunluğu toplamıştık kanımca.Mehmet Güngör ün ısrarı ile kahvaltıdan önce çadırları toplama fikri oy çokluğu ile kabul görmesi aslında kamp yaparken bir iş sıralaması yapmanın ne kadar uygun olduğu konusunu gündeme getirdi.Biz geceki fırtınadan arta kalan ,içinde yatmadığımız çadırımızı toplamaya giderken karşıdan gelen sevgili Semra’yı gördüm .Onun geliş yönü ile benim çadırlara gidiş yönüm toplamda 25 metreye yakın bir uzaklık oluşturduğundan direk çadıra yöneldim.Nereden bilirim yoldaşımın orada baygınlık geçirdiğini.Tansiyonu düşüp Mehmet’in fotoğraf makinesi boynunda olduğu halde düşüp yüzünü makineye vurmuş.Ben çadırı söküp restoranda döndüğümde olayın farkına vardım.Neyse ki bizi üzüntüye sokup günümüzü kangren edecek bir problem yokmuş.Yılmaz ve Muhittin farkına farmışlar Semra’nın kar üzerinde yattığının.Bakmışlar baygın yatıyor sırtladıkları gibi restoranda almışlar.Çay kahve derken vakit baya ilerledi.Öğlen oldu bile.Çantalarımızı hazırlayıp mıntıka temizliğimiz yaptık.Yola koyulup araçlarımıza ulaşmak için yer yer 60 ile 70 cm. kalınlığındaki karla kaplı yoldan 3,5 km. yürüyüş yapmamız gerekiyordu.Bizde ne yaptık. Tabiî ki araç bulduk .Nasıl mı?Allah iyi kullarına yardım edermiş.Geceden kalan sohbetimizin bir yerinde yaşanan olayları konuşuyorduk Semra’yla .Dedim ki “Hani Aksel bazen çok fazla ben sizi çok seviyorum, ben siz olmadan yapamıyorum diyor.Buda bana çok yapmacık geliyor.Ama kazın ayağı öyle değilmiş. İnsanın ailesi kadar dostları da yaşama sebebi oluyormuş . Şimdi Aksel’e hak verdim insan sevdikleriyle birlikte iken her türlü zorluğuda sevincide üzüncüde paylaşıyor .Bizde Allahın sevgili kullarıymışız ki haftada bir nöbetçileri değiştiren TRT ye ait paletli kar aracı imdadımıza yetişti.Bir kısım cengaver kahraman arkadaşımız karla mücadele ekibine katılıp yürümeyi tercih ederken, bizde manasızca paletli kar aracının konfor dolu yolculuğu ile Semra ve Mehmet İncesu ile birlikte aşağıya araçların yanına indik.Dönüş yolculuğu başladı artık.Araçlarımıza kavuştuk.Ama araçlar nerede? Biz onları şuraya bırakmamış mıydık. Bıraktık da burada 3 tana kar tepesi var. Oraya TRT ekibini İzmit’ten getiren şoför arkadaştan hiçbir şey saklanamıyor. Kısa bir incelemenin ardından bu tepelerin altında olabilir dedi ve kazı ve kurtarma çalışmalarına başladık.yarım saat gibi rekor bir sürede araçlarımızı yeniden gün ışığına kavuşturduk.Gururluyuz mutluyuz.Treking ekibide aramıza katıldığına göre artıkın yola koyula biliriz.Zaten bizde öyle yaptık.Manasızca orada durmanın bir faydası hiçbir şekilde görülemezdi zaten. Asfalta ilk çıktığımızda görülen manzara şuydu .Kabak lastikle yola çıkmayacaksın. SEBEP. Kayarsın,duramazsın.Zaten buda ulusal bir sır değil herkesçe bilinen aşikar bir gerçek.Benim arabamda henüz yeni taktırdığım ultra süper lüks duble emniyet sistemli uçan kaçan yüzen yepisyeni kar tipi lastiklerim olduğu için buz üzerinde Yekaterina Poçemkova ( Rus asıllı buz dansçısı) kadar zarif hareketler yapsam da Muhittin ve Yılmazın araçları yeni doğmuş ceylan yavrusu tedirginliğinde yada bir kuğu güzelliğinde sağa sola kayarak o hendek senin olsun ben kendimi şu kar tepesine vuracağım paylaşımıyla kaymaktaydılar.Hatta bir ara Muhittin benim önümde giderken aynadan Yılmazı göremedim.Yavaşladım ve beklemeye başladım.3-4 dakika sonra sislerin arasında bir araba aynında koşan bir adam göründü.Yok dedim ben dün akşam rakıyı biraz fazla kaçırdım.Bak durup dururken hayal görüyorum.İndim arabadan.Karla elimi yüzümü yıkadım.Dedim bir kendime geleyim yaw . Bu arada tipi şeklinde yağan kar ve kırbaç gibi insanın yüzünü yalayan rüzgar hala benim uykumu açmamış belli .Baktım yine aynı şey.Bana doğru geliyor.Bir araba yanında koşan bir adam.Dedim hayırdır.Beklemeye başladım.Geldi.Geldi.Geldi.Sislerin arasından iyice belli olmaya başladı.Meğer Yılmazın sileceklerinin sigortası atmış.Oda o anda orijinal sigorta bulamadığı için çin malı silecek almış.Huan jin(hon yin).O tipide araba yolda Yılmaz arabada Mehmet incesu arabanın yanında koşturup ön camı siliyor.İnanmadınız biliyorum .Bende inanmadı.Az söyledim çünki.Mehmet İncesu hem cam silip hem de buz üstünde figür yapıyor.”Bahadııırcaan.Bak lan bak nasılım “ diyor.Neyse Yılmazın sigorta kutusunu bulup değiştirdik.Silecekler çalışır duruma geldi.Biz tekrar yola koyulduk ağır ağır .Kağnılar gibi .Birkaç kilometre gitmedik ki bir virajın ağzında 45 kişilik bir yolcu otobüsü kalmış.Arkasında yük katarları gibi araçlar.Otobüsten az aşağıda kenarda yarısı yolda yarısı hendekte bir araba.Yılmaz önümde.Tam otobüsün yanında kaymaya başladı çok ağır bir şekilde.Ben durdum bekliyorum. 2-3 metre kaydı kaydı kaydı kaydı otobüsün arka sol lastiğine geldi yaslandı.O 2-3 metre bitmek bilmedi.Sanki birkaç gün boyunca kaydı gibi geldi bana.Tam otobüsten kurtuldu derken buz bu saka olmaz hele de lastiklerin kötüyse, tekrardan kaymaya başladı.Bu sefer otobüsü arkasında bulunan büyük bir minibüsü teğet geçip banketteki kar tepeciğine yaslandı .Bende kaymasın diye kara sapladığım sağ tekerleğimi kurtarıp Yılmazın aracının arkasına durdum.Meğer yarısı hendekte yarısı yolda olanda Muhitinin arabasıymış.Anlaşıldı ki zincir takmadan aşağı inilmeyecek ki zaten Muhitinin aracı zincir takarken durduğu yerde kaymış Yılmaz’ın aracına da el birliği ile biz zinciri takamadık.Uğraş ha uğraş.Olmuyor.Çeşitli teoriler.Yok zincir küçük yok lastik büyük .Ama işin aslı biz beceriksiz çıktık. Bu konuyu fazla anlatmadan direk geçtiğimin farkındasınızdır. Artık akşam olmaya başlamıştı ki biz aşağı Maşukiye’ye vardık. İzmit yakınlarında öğlen ile akşam yemeği arası yenen kazığın ardından;evet bunun adı direk olara kazık yemektir, akşam saat 18:00 civarında İstanbul’a vardık. Katılan tüm dostlarıma Yılmaz’a,Fundaya(fandaaaa),ki manevi anne ve babam olurlar,Semra,Mehmet İncesu,Mehmet Güngör,Gökhan ve Nil ikilisine,Muhittin ve sevgili Hatice’ye(ATC),Dostum Cengiz’e ve Zehra’ya yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım .Bir sonraki kampta buluşmak üzere hoş çakalı. (TRT Aracıyla aşağıya inice böyle oldu .Biraz bulaştı)
Bahadır Emin Seyrekoğlu
|