|
20-01-2005 Düzce Torkul Yayla kampı aktivitesi. Yazan Çizen sitede yayımlayan Ersin , Resimler Ayşegül-Ebrul
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
En keyifli gezim : Torkul Yaylası Gezisi Semra’ya gezmeyi sevdiğimi söylediğimde “bir doğa aktiviteleri grubum var, sen de katılmak ister misin” diye sordu. Hiç düşünmeden “evet” dedim. Ama bu gezinin şimdiye kadar en keyifli gezim olacağını hiç düşünmemiştim. Yolculuk saat 8:00 gibi Ömer ve benim Taksimden Abdurrahman abinin kaptan şöförlüğündeki minibüse binmemizle başladı. Konvoyumuz iki arazi taşıtı ve bir minibüsten oluşuyordu. Tem’de kahvaltı için durduğumuz istasyonda masaj koltukları ilginçti. Ama kullanacak vakit yoktu. (bir sonraki sefer deneyeceğim) Çünkü iki arkadaş ta bizi İzmit’te bekliyordu. İzmit’te bizi bekleyen Uğur ve Kubilay(lay)’ın bir özellikleri de benim gibi grupta ilk kez geziye katılıyor olmalarıydı. Düzce merkezde Başkanımız Yılmaz’ın önerisi ile Migros değil Düzce esnafından alışveriş yaptık. Yolculuğumuz yaklaşık üç saat sürdü.. Bu üç saat boyunca Mehmet’in “animasyonları” bizi çok eğlendirdi. “Animasyonları” diyorum, çünkü değme animasyonculara taş çıkartıyordu Mehmet. Üç saat yolculuğa kesinlikle kat kat değdiğini düşündüğüm Torkul Yaylası’na geldiğimizde artık öğlen olmuştu. Nefis bir göl, harika bir orman, temiz hava ve huzur bizi bekliyordu. Bir yandan ateş yakıldı, bir yandan da çadırlar kuruldu. Uğur ve Kubilay çadırlarını gölün kenarına kurmuştu. Ama unuttukları bir şey vardı, kurbağa sesleri. Gece olunca anlayacaklardı. Ben kendi çadırımı kurmayıp Mehmet’in çadırını tercih ettim. Çünkü çadırım küçük ve kurulması pek de pratik değildi. Bu esnada Zuhal’in Mehmet’e verdiği sarmısak, bana “haaayııır” dedittirdi. Çünkü Mehmet’in çadırında kalacak ve sarmısak kokusuna maruz kalacaktım. Mehmet’in çözüm önerisi bana da sarmısak vermekti. Tabii bunu da kabul etmedim. Yardımıma yeşil naneli çikletler koştu. Altı tanesini Mehmet’e vererek gece olacak muhtemel sarmısak kokusundan kurtuldum. Çadırlar kurulmuş, ateşe odun gerekmişti. Odun bahane diyerek hep birlikte çevreyi gezmeye koyulduk. Yolda içi çürümüş bir ağaç kovuğu dikkatimizi çekti. Mehmet boş durur mu? İçine girdi. Ailemizin profesyonel fotoğrafçıları Ebru ve Uğur’da bu pozu kaçırmadılar. Gezerken aniden karşıma çıkan fındık faresi hepimizin ilgisini çekmişti. Bu fındık faresi ömrümde gördüğüm en küçük fareydi. Mehmet’in yol kesmeleri ile farecik aramızda dolaşmaya başladı ve bir arkadaşın paçasından içeri girme cesaretini gösterdi. Fareyi kutluyoruz. Fare’yi orda kendi halinde bırakıp yolumuza devam ettik. Sol tarafı dik yamaç ve orman yolda bir süre yürüdükten sonra geri dönmek isteyen arkadaşlarımız, ormanın bundan sonrası paralı geçiş diyerek hepimizi kandırmaya kalktılar. Biz her ne kadar inanmasak da geri dönme isteklerine saygımızdan dönüş yoluna koyulduk. Bahanemizi gerçeğe çevirme zamanı gelmişti. Dönüşte odun toplamalıydık. Büyük ölçüde de uyuldu. İtiraf ediyorum, Semra ve ben çok da kayda değer sayıda odun toplayamamıştık. Çevreden çakılmadı diye düşündük. Kamp alanına vardığımızda karnımız acıkmıştı. Köz olmuş ateşte güzel güzel yemeğimizi yedik. Sohbetler, küçük çevre gezileri derken akşam olmuştu. Ateşin başında 26 kişi toplanıldı, bir yandan şarkılar söylüyor bir yandan da içkilerimizi yudumluyorduk. Ali abinin güzel sesinden türküler dinledik. Sonra grubun bir keşfi oldu, Emre. Kendisi bir belgesel müzikleri bestecisiymiş ben sonradan öğrendim. Güzel sesinden ve yorumundan etkilendiğimi söylemeliyim.. Bir süre sonra Yılmaz’ın önerisi ile gece yürüşüne karar verdik. Fenerlerimizi elimize aldık ve yürümeye koyulduk. Fenerlerimizi diyorum ama ben Semra’nın yedek (pili az) fenerini kullanıyordum. Gece yürüyüşümüze şehri uzaktan gören bir yaylada ara verdik. Manzara hepimizi mest etmişti. Hepimiz çimlere yattık. Gökyüzünde yıldız doluydu. Zehra’nın güzel sesinden “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar” şarkısını dinlemek hepimizi coşturdu. Şarkıya eşlik edildi. Bir yandan da yıldız kayacak mı diye bekliyorduk. Sanırım şanslıyım, o gece grupta yıldız kaydığını gören nadir kişilerdenim. Kampa dönme vakti gelmişti. Kampa dönüş yolculuğu en az gidiş kadar keyifliydi. Şarkılar söyleyerek geçti dönüşümüz. Bir de benim Pınara “ Pınar noooldu” deyişlerimle. Baymış olabilirim, kusura bakma Pınar, mazeretim var içkiliydim ben. Ve kampa varıldı. Bir süre daha ateş başında sohbetten ve şarkılardan sonra çadırlara çekilmeler başladı. Ama gece sohbet 02.30’a kadar devam etti. İlk uyanan ve çayı demleyen Mehmet’ti. Sabah 08:30 gibi grubun tamamı uyanmış gibiydi. Kahvaltılar edildi. Ali abilerin kahvaltıları herkesin dikkatini çekti, çünkü kendileri ızgara et ve tavuklar ile kahvaltıyı tercih ettiler. Kahvaltıdan sonra Başkanımız Yılmaz’ın fikri ile yürüyüşe çıkıldı. Başka bir yaylada yürüyüşe ara verdik. Nefis bir manzara vardı. Pınar susadığını söyledi. Mehmet hemen karşılık verdi; “ ilerde pınar var Pınar, ordan su içebilirsin Pınar”. Doğruydu. Pınar, pınardan su içti. Sonra biz de içtik ve yürüyüşe tekrar başladık. Keyifli bir yürüyüşe, yayla evlerini gören bir yerde ara verdik. Ailemizin fotoğrafçıları Uğur ve Ebru fırsatı değerlendirip fotoğraf çekmeyi ihmal etmediler. Ters istikamette yola devam ettik, Kampımızı teğet geçip yola devam ettik. Semra ve Funda birlikte sohbete dalmış, yürüyorlardı. Yolda da su birikintileri vardı. Yılmaz, Mehmet’e “çalılıklara saklan, kızlar geçerken aniden fırla ve korkut” fikrini verdi. Başta Mehmet kabul etmedi, ama sonra uygulamaya koydu, bu sırada Mehmet’in uygulamayacağını düşünen Yılmaz da başka bir çalının arkasına geçmişti. Mehmet fikri uygulamaya koydu ve kızları korkuttu. Bizim kızlarsa şikayet için “Yılmaaaaz” dediklerinde Yılmaz’ın başka bir çalılığın arkasından çıkması hepimizi kırdı geçirdi. Kampa dönüş vakti gelmişti. Dönüş yolculuğunda Mehmet’in bulduğu bir ağaç kütüğüne oturması ve Dallaylama figürü oluşturması da grubun kopmasına neden oldu. Kampa geldiğimizde kısa bir dinlenceden sonra Samandere Şelalesine gitmek üzere çadırlar toplanılmasına karar verildi. Kamp alanı bulunduğu gibi temiz bırakıldı. Minibüsümüze bindik. Önde diğer araçların çıkardığı toz nedeniyle şelaleye kadar camları kapattık. Sıcak problem yaratmadı değil. Ama vardığımızda şelalenin güzelliği hepimizi büyüledi. Şelalenin yakınındaki dondurmacı amcadan dondurma alındı. Çay içmeye ve yemek yemeğe yakındaki balık lokantasına gidildi. Lokantanın yanından geçen derede bir kısmımız çıplak ayakla dolaştı. Mehmet te bunlardan biriydi. Semra Mehmet’in bir ayakkabısını saklayıp kendisine suya attığını söyledi. Tabii Mehmet bu. Oyun içinde oyun yaptı ve kaşla göz arasında ayakkabısını bulup başka bir yere sakladı. Semra’nın sakladığı yerde ayakkabıyı bulamaması ve Mehmet’in “ayakkabıııım” diye tutturması, Yılmaz’ın devreye girmesine neden oldu. Mehmet, kendi ayakkabısını sakladığı yerden ancak bu şekilde çıkartabildi. Balık lokantasından sonra dönüş yolculuğu başladı. Dönüşte en az gidiş kadar zevkli ve keyifliydi. Dönüş yolculuğunda Yılmaz’ın Semra ve bana dönüp “siz nerde tanıştınız bakıyım” demesi de hepimizi kırdı geçirdi. Bu keyifli gezi böylece sona erdi. Sevgili Trekist üyeleri, aranıza hele böyle güzel bir gezi ile katılmaktan çok mutlu oldum. Başta böyle güzel bir gruba dahil ettiği ve böyle güzel bir geziye davet ettiği için Semra’ya, bu yazıyı yazma fırsatı verdiği için Başkanımız Yılmaz’a ve tüm gezi katılımcılarına teşekkür ediyorum. Sevgilerimle, Ersin Kesim Başkanın notu ; Oybirliğiyle Haftanın Elemanı ; yaptığı animasyonlar ile MEHMET İNCESU ve doğaya saygı konusunda gösterdiği hassasiyet nedeniyle ÖMER KÜLAHÇIOĞLU seçilmiştir.
|