Aktivite Adı: Kaybolan Kurbağa
Tarih: 29-30/09/2007
Hava Durumu: 25 derece/ Açık
Katılımcılar: ASAN, LATİFE, İLKNUR, PINAR, YILMAZ, FUNDA, ÖNDER, MURAT, İBRAHİM, VOLKAN, VİLDAN, ERDAL, GÜLÇİN, CENGİZ, BAHADIR ve ben GÜLAY.. :), arada dahil olanlar; SELCAN, UZAY, ÖZGÜR ve ekibi..
Raportör: Gülay BAYRAMOĞLU
Güzel bir havada attım kendimi İstanbul sokaklarına ve Düzce aktivitesine katılmak için çıktım Kozyatağı’na doğru yola. Kaza görüntüleri karşılasa da Kozyatağında beni, yine de bu faaliyete ümitsizlik bulaştırmadı hiç. Kozyatağın^’da binecek diğer trekistlilerle de buluşup (Erdal-Gülçin çifti) 8e doğru gelen araca atlayıp Bostancı’dan da son yolcuyu aldıktan sonra Düzc’eye yolculuk başladı.
Başladı başlamasına da o kadar çok durduk ki mola ve nefes alma adı altında, yol hiç bitmeyecek, molalarla akşam edeceğiz sanmaya başlamıştım. Ama neyse ki Düzce sınırları yakınlarında Ankaralı trekistlilerle de (Selcan-Uzay çifti) buluştuk dan sonra Yığılca’dan da Deren Köyüne doğru ilerledik.
Veli hoca bizi burada karşıladı ve usulen Jandarmaya kayıt yaptırmamız gerektiğini hatırlattı. Jandarma molası sırasında bakanlık milletvekilliği yapmış renkli kişilik (sanırımsak köyün delisiydi kendisi) şenlendirdi ortalığı. Caminin yanına yapılacak yeni bir başka cami için açtı süpürgesini ve başladı para toplamaya, özellikle gözlüklüye çok takmıştı ama ne kadar koparabildi bilmiyorum..:)) Üstelik deli meli, kimse de boş çevirmedi nerdeyse, doldurdu süpürgeyi ve gözden kayboldu..Biz de arkasından Menderesi idama mı götürmüş yoksa onla asılacakken kaçarak mı kurtulmuş kısmını anlamaya çalıştık bir süre. Ve o sıralarda jandarmada izin işlerini halleden ekip döndü ve tekrar yola çıkıldı. Bize mağaraları bulma konusunda yardımcı olacak olan Veli ve Sami Öğretmen ,bizi kamp alanına uygun bir yere götürdüler. Ama ilgili yer pek içimize sinmediğinden başka yer aranarak alternatifler zorlandı ve fazla da geçmeden daha iyi bir yer bulundu
Öğlen yemeği molası, çadır yerleştirme işleri derken nihayet sıra Bumad dan Ender beyin önerdiği ilk düdene bakmaya sıra geldi. Kattık önümüze köyden rehberlerimizi döküldük yola. Önce derinliğinin kestirilmeye çalışılacağı dehlizin olduğu mağaraya gidildi (Buranın bir adı yok sanırım Belen Mağarası olarak biz andık ). Giriş ve iç kısmı oldukça geniş olan mağara görsel olrak çok zengin olmasa da sanırım 30 mt. aşan bir inişle aşağı iniliyor. Taş atılarak nereye kadar gittiği anlaşılmaya çalışıldı ama derinliği fazla olduğu için ışıkla da bakılamadığından, teknik malzemenin de yeterli olmayacağı düşünülerek geri dönüldü. Zaten asıl amacımız Aksu mağarasına girmekti. Köylülerin yönlendirmeleriyle çevredeki diğer mağaralara gidildi. 2 mağara daha vardı, onların da özellikle birindeki sarkıt-dikit oluşumları görülmeye değerdi, içerisi labirent gibi olduğundan misina gerilmişti yol boyu, onu takip ederek gidilebilecek yere kadar gittik. Bir diğer mağara da küçük ve bi yerden sonra dar bir girişi olan mağaraydı, orda da gidilebilecek yere kadar gidildi. Daha sonra o günlük 3 mağara gezisi tamamlanarak kamp alanına dönüldü.
Kamp yerine vardığımızda ateş yakılmış yemekler pişirilmeye başlanmıştı. Diğer taraftan da çadır kurma ve yerleşme işlemleri tamamlandı. Hava iyice kararmaya yüz tutup yemekler de hazır olduğunda herkes ellerinde tabaklar kamp ateşinin etrafında toplanmaya başlamıştı bile. Menüde Selcanın yaptığı etli kurufasulye ve Latife Hasan çiftinin yaptığı bulgur pilavı vardı. Emeği geçenlerin eline sağlık. Afiyetle yemekler yendi.
Hava artık soğumaya başlamıştı. Gece yıldızlı eteklerini üzerimize örterken kamp ateşine daha fazla sokulmaya başladık. 2 ayrı kamp ateşi olmuştu ve biraz da ateşler arası rekabet vardı galiba, sürekli etraftan toplanan odunlarla ateşler harlı tutulmaya çalışılıyordu. Özellikle Hasan ağabeyin bizim ateşteki uğraşları takdire değerdi. Latife ablaya şarkı söylemesi için baskı yapıyordu. Tabi bizler sonradan anlayabildik Hasan ağabeyin n baskılarında ne kadar haklı olduğunu. Latife abla güzel sesiyle geceyi aydınlattı. Sahnemizde ışık oldu,, Bizlerde zaman zaman ona eşlik ettik. Sayesinde nasıl geçtiğini bile anlamadığımız güzel bir gece geride kaldı, ve bu gece sayesinde Latife Hanım da alanında faaliyetin elemanı olmaya hak kazandı.
Ve Pazar sabahı..
Bir taraftan çadırları ıslatan nem ve çiğ, diğer taraftan da Bahadır abinin sesleriyle uyandı herkes.. Kahvaltı yapıldı, çadırlar ve eşyalar toplandı. Saat 10.30 gibi yola çıkıldı. Bu gün asıl girmek istediğimiz Aksu mağarasına girecektik..
Yolda telefon görüşmeleri yapıldı. Aksu köyünde Sami hocayla , Düzce itfaiyesinden Dağcı , arama kurtarmacı, dalgıç vs. çok yönlü Özrgür’le , yine Düzce’den Zerrin ve ismini hatırlamadığım 2 düzceli arkadaşla buluşuldu.
Trekist gurubundakiler daha önce Özgür ve Zerrin’le 1-2 ortak aktivite yapmışlar , sohbetlerinden anladığım kadarı ile. Zerrinde Düzceli dağcı arkadaşlardan.
Nihayet Sami hocada göründü bizi aksu mağarasına o götürecekti. Mağaraya girecekler hazırlıklara başladılar ve Sami hocanın önderliğinde harekete geçtiler. Her ne kadar Hoca, grubun daha önce Aksu’ya gidenlerden öğrendiği tarife ters yönde götürse de bizi, uyduk imama misali pek de ses çıkarmadı kimse. Önce küçük sayılabilecek bir mağaraya uğradık, oluşumları gayet güzel, ancak büyüklüğü pek tatmin edici değildi. Ordan çıktıkdan sonra da Hocanın peşine takılmaya devam ettik. Taki önden giden Bahadır ve Özgür’ün biraz sinirlicee olan geri dönüşlerine şahit olana kadar. Hoca’nın bizi kafa sığmayacak deliğe mağara diye götürdüğünü, yanlış yerde olduğumuzu söylediler dönerken.
Bu kısmını Yılmaz abi anlatacak ;
**
Sami hoca Aksu’ya vardığımızdan beri yukarıda bir mağara olduğunu , aksunun zaten bilindiğini yukarıya bakmamızı öneren cümleler kuruyordu. Ancak planı bozmamak için giderken vaktimiz olursa göz atarız diye düşünmüştüm.
Bölge mağara oluşumu bakımından çok zengin nereye baksanız bir mağara oluşumuna rastlamak mümkün. Sami hoca aslında baktık biz ikna olmuyoruz bizi aksu diye bu mağaralara bakmaya götürmüş. Aslında yolun yarısında Bahadırla işi çözdük ama hocayı da kırmamak için ses çıkarmadık. Bahadır benden önce deliğe varmış. Geri dönerken gördüm ne oldu Dediğimde ya fare deliğine getirmiş adam bizi dedi. Sinirle aşağıya Özgür le İbrahim’in yanına indi. Buraya kadar gelmişim bende bakmadan dönmem göz atmak için yukarı çıktım. Geçekten bir kafanın anca geçeceği bir delik var. İçine iyi fenerle baktığımızda 5-6 metre sonra kapalı gibi görünüyor ama sağa doğruda bir iniş var gibi. Buraya kadar geldik bakmamak olmaz. Cengiz’le Erdal’dan içer girmelerini istedim. Yanımızda 30 mt statik ip vardı. Onu ağaçtan emniyet alarak aşağı salıp, arkadaşların göz atmasını bekledik. Cengiz’le Erdal boşluğun sağa doğru devam ettiğini bildirdiler. Bahadır İbrahim ve Özgürü mağaranın girişine çağırdım. Mağaranın devam ettiğini öğrenince heyecanlandık Çünkü buraya daha önce kimse girmemiş. Bunu mağarayı bulan ve bilen Sami hocanın sözlerinden anlıyorsunuz. Mağara ağzını girilebilecek kadar yine kendi genişletmiş. Ancak kendileri inmeye cesaret edememişler. Zaten dikey bir mağara olduğundan ekipman ve bilgi olmadan inilecek bir mağara değil.
Mağaranın içince ben, Cengiz , Bahadır , Erdal , İbrahim ve Gülay indik. Emiyet kolonlarımız bahadır hariç araçta bırakmıştık. Aksu yatay bir mağara olduğundan çoğu malzemeyi yanımıza almamıştık. Bahadırla cengiz bir blok altımıza indiler. Ve 30 mt ipi aşağıya saldılar mağara evet devam ediyordu. En azından 30 mt. Hem de 2 koldan. Ve içerde sarkıtı dikiti bol bir galeri vardı ve bu yaşayan bir mağaraydı. İlk kez bizlerin buraya inmiş olmasın keyfi bir başka tabii. Keşke malzememiz yanımızda olsaydı keşfi bitirebilseydik. Ancak kimseyi riske etmemek gerekiyor . Gerekli hazırlık plan ve malzeme olmadan bu tip keşiflere kalkışmak grup olarak ta tarzımız değil. İlk müsait zamanda gelip 30 mt den sonrasınıda keşfe devam edeceğiz. Beklide Ssarıkaya kadar geniş bir galeri daha vardır aşağıda kim bilebilir. Beklide yok tabii oda var J
Gülay içeriden fotograflar aldı bunlarda raporun ekinde olacaktır.
Yılmaz Ece
**
Yılmaz ağabeyinde dediği gibi a gerekli malzemeler arabada bırakıldığı için daha fazla ilerlenemedi. Aşağıdakiler orada fotoğrafları çekip mağaranın ne kadar gittiğine, ne durumda olduğuna baktılar, ve sonraki hafta gelinmesine ve tam keşif yapılmasına karar verilerek o an için mağaradan çıkma kararı alındı. Trekist grubuna yeni katıldım . Kanyoning dalış, rafting gibi etkinliklerin yanında mağaracılığa da önem veren bir grup . Bu konuda Bahadır abi sorumluluk üstlenmiş. Ve ilk keşif mağaralarında yanlarında olmak benim içinde güzel bir duygu oldu. İçine giren ilk ekip buldukları yere isim koymak hakları varmış. Mağaranın imside Taş Düştü mağarası olarak koyuldu. Doğru bir seçim çünkü ağızdan ve ilk boşluktan sürekli taş düşüyor .
Bu kararla birlikte de Orman İşletme Deposuna dönüldü. Oradaki toparlanmalar tamamlandıktan sonra köylülerin de tavsiyesiyle canlı alabalık yemek için kendi çapında bir tesise gidildi. Hem dinlenme, hem muhabbet, hem yemek, çay derken saat 5 civarları olmuştu ve dönüş yoluna başladığımızda. Saat 7ye doğru iftar molası verildi. İftar sofrası, faaliyet sonrası masaj koltuğu sefası, çay keyfi derken faaliyetin elemanlarına da karar verdik oylamayla. Bütün mağaralara giren ve daha fazlası için de hırs yaptığı dikkatlerden kaçmayan Erdal ağabey mağara azmiyle, Latife ablada gecemizi aydınlatan sesiyle faaliyetin elemanları oldular.
Molanın ardından da İstanbul’a geri dönüş yolculuğuna kaldığımız yerden devam ederek tamamladık. Ben Kozyatağında indiğimden kalanları göremedim ama zannımca herkes yerine ulaşmıştır.
Bir güzel ve eğlenceli ve hatta sadece kelimelere sığmayı başaramayacağımız Trekist mağara faaliyeti de böylece son bulmuş oldu. Ama yeni başlangıçlara müsait bir son tabi..:)
Sevgiler
Gülay Bayramoğlu |