Ana Sayfa

10-09-2005
 Ayvaini Mağarası Aktivite Anıları
Yazan Çizen, yayımlayan  Semra Buğra- Pelin Kurt, Fotoğraflar :Ebru,Elif

 

 

10-11.09.2005 tarihlerini kapsayan Bursa Ayva İni Mağarası aktivitesinin ikinci günü hakkında rapor yazma görevi grubun en yeni üyesi olarak bana verildi. Benim için çok güzel bir “ aramıza hoş geldin “ karşılaması oldu hem etkinlik hem de rapor yazma görevinin verilişi. Ama açıkçası konuya nereden başlayacağımı ve ne yazacağımı toparlamakta güçlük çekiyorum. Beceremediğimden değil, gruba yeni katıldığım için acemiliğimden. Bu yüzden sürçü lisan edersem affola !

Bu muhteşemliği kaçırdıkları için gelmeyenler adına üzüldüğümü belirtmekle söze başlayabilirim. 10 Eylül sabahı 08.00 sıralarında İstanbul’dan İbrahim’in aracında Serap’la birlikte üç kişi olarak başladığımız yolculuğumuz Eskihisar’da grubun başkanı Yılmaz’ların bulunduğu minübüsteki diğer üyelerle ulaşıyor. Minibüsümüzde Sevgili Serap sayesinde tanımaktan büyük mutluluk duyduğumuz Bumak’ın pırıl pırıl üyeleri de var elbette. Yolda, yine aynı kulübün üyesi bir grup arkadaşımızın daha bir başka araçla geldiklerini öğreniyorum. Yani kamp alanına vardığımızda 25 kişi olacağız.

Keyifli feribot yolculuğunun ardından Bursa’da Özdilek’te aramıza katılacak olan Fahri ( ve en küçük üye sıfatını kazanan oğlu Ataberk – keşke en küçük üye ben olaydım - ) ile Esin ve arkadaşı Ahmet’i almak, ayrıca alışverişimizi tamamlamak üzere mola veriyoruz. Bu arada yol boyunca çizme almak için nalbur aradığımızı da belirtmek zorundayım ! Özdilek’ten geri dönerek Tekzen’e giriyoruz, beyler için sorun yok : onların ayak numarasına uygun istemediğiniz kadar çizme bulabilirsiniz ama bayanları düşünen yok. Oysa kim demişki bayanlar inşaat tepesinde gezinecek bir meslek edinemez ya da mağaraya giremez diye …

Bu mağaraya nasıl ulaşılacağı konusunda biraz bilgi vermekte yarar var. Bursa Balıkesir Karayolunun Bursa çıkışından 30 km. ileride solda Akçalar, Fadıllı, Ayva tabelasından dönerek yaklaşık 15 km sonra ( aşağıda Ulubat gölünün eşsiz güzelliğini izlemek ayrı bir keyif – araç kullanalar hariç-) Fadıllı köyüne geldiğinizde meydanda M.Kemalpaşa yazısından sola dönerek bu yolu takip etmek gerekiyor. Yol boyunca incir ağaçları bir tören edasında sizi karşılamaya hazır. Mağaranın bir girişi Ayva köyünde meydandaki kahvenin sağından yaklaşık 400-500 metre ileride. Kahveden itibaren araçla devam etmek mümkün değil, bu yüzden meydanda arabanızı parketmek zorundasınız. Bu girişi tercih edecekler için yolun oldukça dik ve dar bir patika olduğunu belirtmek yerinde olur.Mağaranın diğer girişi ise kamp yaptığımız yerde bulunuyor, Ayva köyüne sapmadan yaklaşık 7-8 km daha ilerleyerek kamp alanına ulaşmak mümkün ( burada küçük bir uyarıda daha bulunmak zorundayım, köyde bakkal vardır düşüncesine kapılmayın alışverişinizi önceden tamamlayın, zira köyde bakkal yok).

Saat 14.30 sıralarında kamp yerine ulaştığımızda Bumak üyesi diğer arkadaşlarımız bizi karşılıyor. Çadırlar kurulduktan sonra 250 metre kadar ilerideki mağara girişine yürüyoruz. Daha sonra ağaçta kurulan ip düzeneği ile cımarla çıkış ve desandörle iniş çalışması yapıyoruz. Henüz Üniversite 1. sınıf öğrencisi olan genç mağaracımız Özgün’ün bizlere gösterdiği yüksek tahammül gücü ve hoşgörüsü gerçekten taktire değer. Yaman’a ve Mehmet’e de teşekkür etmezsek ayıp olur. Grubumuzun başkanı Yılmaz’ın omuzları ve sırtı ise inmeye çabalayıp da inemeyenler ya da kobay olarak kullanıldıkları için olanaksızlıktan inemeyenler için ideal bir destekti doğrusu. Sevgili İbrahim’in muhteşem iniş tekniklerini

( aslında ipe yatış teknikleri ve tepe taklak /başüstü inmeye çalışma teknikleri demek daha doğru olur ama hadi neyse ) belirtmeden geçemeyeceğim, gören var göremeyen var.

İlk gün, Bumak’tan 6 kişi bizden de Elif ve Esin olmak üzere 6 kişi akşam saatlerinde mağaraya girmeye karar veriyorlar. İlk günkü mağara girişinin raporlanması görevi Pelin’e ait. Grup içeride uzun soluklu fotoğraf çekmeyi hedefliyor, bu nedense donanımlılar, mağaranın köy yakınındaki ağzından başlayıp kamp yerindeki ağızdan çıkmayı planlayarak yola koyuluyorlar. Onlar mağaradayken biz de yemeklerimizi yiyip kamp ateşi başında sohbetimizi yapıyoruz. Gönülde ısıttığımız su ile Zilli Zarifede demlediğimiz çayları unutmamak gerek. Elif’in anne ve babası merakla evlatlarının dönüşünü bekliyorlar. Nereli oldukları önemli olduğundan değil şiveleri bana tanıdık geldiği için soruyorum nerelisiniz diye. Ispartalı olduklarını öğreniyorum, kan çekiyor işte komşuymuşuz meğer. Mağaraya giren grubun çıkışı saat gece yarısı 02.00 sıralarında gerçekleşiyor. Ateşin başında bir yandan Elif’in makinesinden, mağarada çektikleri fotoğraflara bakıp bir yandan da ısınmaya çalışıyorlar, belli ki çok üşümüşler.

Sabah saat 07.00’de uyanıp kahvaltımızı yaparak hazırlanmaya başlıyoruz. Bugünkü ekip 9 kişiden oluşuyor : İbrahim, Behiye, Esin, Ahmet, Özgün, Yaman, Yılmaz, Murat ve Semra

( yani ben ) . Yaman ve Özgün Bumak üyesi, her ikisinin de sayısız mağara deneyimi var. Son derece yetenekli ve paylaşımcı, bilgilerini aktarmaktan kaçınmayan bu iki kardeşimizle birlikte biz dinazorlar ilk gün giren ekibimizin çıkış noktası olan kamp yakınındaki girişi kullanmaya karar veriyoruz. 17 metrelik bir ip inişi ile mağaraya giriliyor. İçeride oldukça ilginç doğal oluşumlar var. İp inişinden hemen sonra küçük bir göl var, sağdaki kumlu alana geçip sağdan yürümeye başlıyoruz.

Mağaranın tavanı yer yer 10 – 15 metre yükselirken özellikle çıkışa ( bizim giriş yönümüze göre olan çıkışa ) yaklaştıkça dik yürümek mümkün olmadığı için eğilerek yürümek zorunda kaldığımız kadar alçalıyor. Her ne kadar ilk mağara deneyimim olması nedeniyle başka bir mağara ile kıyaslama olanağım yoksa da ( Damlataş’ı saymazsak ! İbrahim de Damlataş’la ilk tecrübesini edindiğini anlattı durdu ) kesinlikle görülmeye değer bir mağara olduğuna inanıyorum. Sarkıtlar, dikitler, travertenler, simler serpiştirilmiş gibi pırıldayan duvarlar ve tavanlar, tam burnunuzun ucundan teğet geçen yarasalar …… İnsan görünümü almış görüntüler… Bakın bakın şuradakiler karı koca gibi duruyor, aaaaaaa burada da çocuk heykeli var, tavandaki şekle baksanıza kurukafa olmuş, şurası galiba yarasaların yuvası çoğaldılar… O da ne küçük bir Kapadokya oluşmuş ! Bu nasıl bir yerdir böyle ? Kah Pamukkale’deyiz kah Güzel Atlar Ülkesi’nde, kah bir heykel müzesindeyiz kah Sedir Adası’nda ….

Sıklıkla botlara binip ilerlemek gerekiyor, yer yer su seviyesi insan boyunu aşıyor. Bazen belimize kadar su içinde yürümemiz gerekti. Kısa kısa üç-dört mola verdik. Fotoğraf çekme şansımız olmadı.Yanımda makinemi götürmüş olmama rağmen, yolda pil bulamadığım ve mağara içinde yeterli koruma olanağından yoksun olduğumuz için yalnızca ip inişi sırasında Serap’ın çektiği fotoğraflarla yetineceğiz.

Bazı yerlerde yarasa dışkısı nedeniyle kirli ve bulanık sularla karşılaşıyoruz. Yılmaz’ın da dediği gibi sarı lacivert bulaşık eldivenlerinin yararı buralarda tecrübelerle sabit hale geliyor. Kötü de bir koku alıyorsunuz bu kısımlarda ( ee doğal olarak ) . Bir ara Behiye dengesini kaybedince az kalsın nasibini alacaktı neredeyse. Çıkışa yaklaştıkça su çok temiz, adeta Sedir Adası’ndaki Klopatra plajı ..…Eğilip avucumla içmek geliyor içimden.

Bir kısmımızın üzerinde Bumak’lı arkadaşlarımızın tulumları ve çizmeleri var. 46 kilodan ibaret ben “ L “ beden tulum ve 40 numara sarı çizmelerle muhteşem görünüyorum. Tulumu belimden perlonla iki kez bağladım, yine de iki de bir yukarıya doğru çekiştirmezsem yürümekte zorlanıyorum. Yılmaz çizmelerimi bantlamıştı ama ne fayda yine de ağzına kadar su doldu çizmeler . Durup durup ayaklarımızı dizlerimizden arkaya bükerek dolan suları boşaltmaya çalışıyoruz. Her ne kadar Yaman “ suları boşaltmayın, vücut ısınızı dengeler “ dese de bu kadar sulu olmak (!) bize fazla geliyor .

Yaman’ın bu mağaraya ikinci gelişi. Daha önce Kasım ayında gelmiş. Çıkışa yakın yaklaşık 1 km mesafede hiç su olmamasına çok şaşırıyor, zira ilk geldiğinde bazı yerlerde yarım saat botun geri gelmesini beklemek zorunda kalmışlar. İçerideki su gerçekten çok soğuk, mağaranın ısısı bizi üşütmüyor ama bunu biraz da yüzmemiş olmaya borçluyuz. Üzerimizdeki tulumlar da suyun vücudumuzla direk temasını yavaşlattığı için üşümemizi engelliyor.

Çıkışa 60-70 metre mesafede ciddi bir balçık alan var. Burayı yürürken oldukça zorlanıyoruz. Ve artık ışık görünüyor, önce mağaranın tavanında 2-3 metre çapında bir delikten ışık yayılıyor, kısa bir süre sonra mağara ağzına ulaşıyoruz. Dışarıda bizi Funda, Fahri ve oğlu karşılıyor. 5 kilometrelik mağara maceramızın onların sesi ile bittiğini düşünürken bizi köye kadar sarp bir inişin beklediğinden habersiziz. Ben daha 1 ay önce Valla Kanyonunda dimdik bir yerden -3 günlük açlık ve susuzluğun üzerine - 15-20 metre düşüp de henüz yaralarımdan kurtulamamışken birden o dik inişleri görünce biraz burkuldum doğrusu . Kanyonda geçirdiğimiz tehlikeler ve o tehlikeler altında paylaştıklarımız - paylaşamadıklarımız canlandı gözümün önünde …. İbrahim’in can yeleğine can kurtaran gibi yapıştım.

Mağaraya girişimiz ile çıkışımız arasında geçen zaman dilimi 4,5 saat. Aklımızda Bumak’lıların “ ayak izinden başka iz bırakmayın, fotoğraftan başka bir şey çıkarmayın, zamandan başka bir şey öldürmeyin “ sözü ile yavaş yavaş uzaklaşıyoruz mağaradan .

Eh, bu yorgunluğun üzerine köy kahvesinde çay içmeden olmaz. Kahvedeki köylülerin meraklı bakışları ve soruları eşliğinde Fahri’nin ısmarladığı çaylarımızı içerek kampımıza, traktörün romörkünde kısa ama eğlenceli yolculuğumuzdan sonra varıyoruz. Aktivitemizin sonuna geldik artık. Saat 17.00’de dönüş için hareket ediyoruz.

İki günlük bu aktiviteyi hiçbir abartı katmadan, olduğu gibi, tüm doğallığı içinde aktarmaktan başka bir şey düşünmedim. Bu yazıda yer alanların fazlası var inanın, sözcükler yetmediğinden belki de yazamadım çoğunu. Suyunu ekmeğini bölüşmenin böylesini tamı tamına anlatmak ? Bunlar anlatılmaz, ancak yaşanır.

Şimdi, kendinizi bir kez daha gözden geçirin. Cenneti keşfe çıkmak için hiç de geç değil. Sınırlarınızın, fırsat verirseniz sizin bildiğinizden daha fazla olduğunu göreceksiniz. Yaşam yatarak harcanamayacak kadar kısa, görülecek- yapılacak – yaşanacak çok şey var.. Siz de kendinize bir fırsat verin bence .. Deneyin , mutlaka deneyin !

Herkese ve bu etkinliğin mimarı Serap’a sonsuz teşekkürler... Sevgiyle kalın, dost kalın, dostça kalın,hoş kalın, hoşça kalın……

Aktiviteye katılanlar :Semra, yılmaz, funda,İbrahim, serap,elif anne ve babası,fahri ve oğlu ataberk, Semra , nevin,murat,ebru ,esin ve arkadaşı , yaman, özgün ve diğer5 bumaklı arkadas.

Semra Buğra

 

 

10.09.2005 Cumartesi günü saat 7.30’da Taksim AKM’nin önünde Treakist ile Bümak üyeleri Bursa Doğanalan Köyü, Ayvaini Mağarası gezisi için bir araya geldi ve iki grubun üyeleri birbiriyle tanıştı. Eşyalar araçlara yüklendi ve tüm ekibin hazır olmasıyla, 8.30’da bir minibüs ve onu takip eden iki özel araç şeklinde Bursa’ya doğru yola çıkıldı. Yol boyunca sohbetler edilip, fotograflar çekildi. Bursa’ya varılır varılmaz ise alışveriş ve ihtiyaç molası verildi. Özellikle Treakist üyelerinden mağaraya girecek olanlar kendilerine çizme ve eldiven aldılar. Bursa’dan aramıza dört kişinin daha katılmasıyla yola devam edildi ve 14.30’da Doğanalan köyündeki kamp yerine varıldı. Ancak özel araçlardan biri alana diğer iki araçtan bir saat daha önceden varmış ve ekip odun toplayıp ateş yakarak alanda bir ön hazrlık yapmıştı. Sonradan gelenler de hemen çadırlarını kurup alana yerleştiler ve ardından hep birlikte yemekler hazırlandı. Bu arada mağaraya ilk defa girecek olanlara ipte inip çıkmayı öğretmek gerekiyodu. Bir yandan yemekler yenirken bir yandan da bir ağaca bağlanan ip üzerinde Bümak üyerleri tarafından isteyenlere eğitim verildi. Daha sonra o gün için mağaraya girecek olanlar belirlendi. 2’si Treakist üyesi 7 kişilik ekip mağaraya girmek için hazırlanmaya başladı. Hazırlık sonrası mağara ekibi fotoğraf çektirdi ve 19.30’da Ayva Köyü’ne doğru yürüyüşe koyulundu. Plan Ayvaini Mağarası’nın Ayva Köyü’nde bulunan ağzından girip Doğanalan Köyü’nde bulunan ağzından çıkmak ve böylelikle kamp yerine kolaylıkla varabilmekti. Bir saatlik yürüş sonrası 20.30’da köylülerin, özellikle köylü çocukların garip balkışları eşliğinde mağara ağzına varıldı. Ayvaini Mağarası, Doğanalan Köyü ağzındaki on yedi metrelik inişi hariç düz bir mağaraydı. Bu nedenle kolay ve hızlı geçilebilen bir mağara olma özelliğindeydi; yanlızca mağara içindeki derin bir kaç gölün botla geçilmesi gerekiyodu. Mağaraya girmeden önce iki tane bot şişirildi ve botlar sırtlara yüklenerek vakit kaybedilmeden mağaraya girildi. Yol boyunca hiçbir terslik çıkmadı yanlızca resim çekmek ve yemek yemek için mola verildi. Tek sorun ilk defa yarasa görücek olanların hayal kırıklığına uğramasıydı. Çünkü ekibin yanından hızla geçen bir kaç küçük yarasa dışında yarasaya rastlanılmadı. Saat 01.30’da mağaranın diğer ağzına varış gerçekleşti. Ancak mağara çıkışındaki 17 metrelik iniş nedeniyle mağaranın dışına çıkış 03.15’te oldu. Mağara ekibi hemen kamp alanına döndü. Bir kaç kişinin dışında diğer herkes uyumuştu. Sırılsıklam olmuş ekip hemen ateş başına gidip ısınmaya çabaladı. Daha sonra ateş başında yemekler yenildi ve ardından yatmaya gidildi.

11.09.2005 Pazar günü Ayvaini Mağarası’na girecek olan 2’si Bümaklı 9 kişilik 2. ekip erkenden kaltı. Kahvaltı yaptıktan ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra 8.30’da mağaranın Doğanalan Köyü’ndaki ağzına geldi. Bu seferki plan dünkünün aksine Doğanalan Köyü ağzından girip Ayva Köyü ağzından çıkmaktı. Tüm mağara ekibinin 17 metrelik inişi gerçekleştirmesi bir buçuk saati aldı ve saat 10.00’da ekibin mağaraya girişi tamamlandı. Ekibin çoğunluğunu mağaraya ilk defa girecek olanların oluşturmasına rağmen ekip çok iyi haraket ederek kısa sürede, hiçbir aksilik çıkmadan mağarayı bir uçtan bir uca geçmeyi başardı. Bu sırada kampta kalanların suyu bitti ve minibüs şöförü su almak için köye gitti ancak uzun bir süre gelmedi ve kamp alanındakiler susuzluktan kırılmaya başladı. Neyseki şöföre telefonundan ulaşılabildi ve bir an önce dönmesi sağlandı. Böylelikle kamp halkı suya kavuştu ve hemen mağara ekibine çorba ve pilav hazırlamaya koyuldu. Mağaranın Ayva Köyü ağzından çıkan ekip, oradan bir traktör tutarak 14.30’da kamp alanına vardı. Ekip hemen üzerini değiştirip yemeğini yedi. Ekibin biraz dinlenmesinden sonra İstanbul’a doğru yola çıkılmak üzere hazırlanılmaya başlandı. Herkes toparlandıktan sonra araçlara yerleşildi ve farklı araçlara binecek olanlar birbiriyle vedalaştı. 17.30’da da kamp yerinden ayrılındı ve keyifli bir yolculukla 23.00 civarında üç araç da İstanbul’a vardı. Herkes evine yakın olan bir yerde inerek, bir başka gezide tekrar buluşmak üzere vedalaşarak ayrıldı.

Pelin Kurt