|
25-01-2006 Yedigöller Kamp . Yazan Çizen Sitede yayımlayan : AUK ,Foto Birol,Tuba,Banu
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
YEDİ GÖLLER KAMPI İZLENİMLERİM Ekim ayındaki tanışma toplantısında, mağara aktivitesine katılmak amacı ile kontak kurduğumuz (Tuuba ve bendeniz) biraz bizim tembelliğimiz, biraz da iş güçten kaynaklı durumlardan dolayı, 1.5 ay sonra 7 göller kampına gelerek ilk aktivitemizi yapmış olduk. Mağaraya niyet, kampa kısmet oldu anlıyacağınız. Cuma günü Taksimden mi binsem, Kadıköyden mi yoksa Bostancı mı derken, en sonunda evime en yakın nokta olan D100 (E5) üzerindeki Kartal Köprüsü'nden binerek yolculuğa başladım. Bir saat kadar soğukta bekledim ama şansıma hoşsohbet bir insan olan Birol (ya da Mehmet'in dediği gibi Birooolll) oradaydı da zaman nasıl geçti anlamadım bile. Zannedersem 00:45 civarıydı şöförümüz Şaban'ın minibüsü Şaban Mobil'e bindiğimde. Tanışma toplantısından bildiğim tanıdık güzel insanlarla konuşuyordum ki yine oradan tanıdığım Mehmet'in, güya beni Celal zannedip, enseme indirdiği darbeyle kendimden geçmişim ki sonrasında gözümü Yedi Göller'de anca açtım. Aslında yolculuğun hemen başında Tuuba ile içtiğimiz bir şişe şarap ve tüm haftanın verdiği yorgunlukla üstünüze afiyet camış gibi uyudum ama ben suçu Mehmet'e atayım da rahatlayayım, adilik değil mi! :) Arada tek hatırladığım Bolu dağında vuku bulan ekmek krizimiz. Acaba kişi başı bir Trabzon ekmeği yeter mi yoksa iki kişiye bir tanemi yedirsek, yoksa adam başı bir buçuk mu uygun olur derken, Mehmet ve Celal zannedersem 20-25 kadar ekmek aldı ve konu kapandı. Ancak kamp süresince ekmek çoğu kişi için değerli bir madde oldu. Acaba yetecek mi sorusu herkese soğuk terler döktürdü. :) Bir ay kadar öncesinde, ramazan bayramı sırasında kamp için geldiğim ve çok çok eğlendiğim Yedi Göllere bir kere daha gelmek beni (hatta Tuuba'yı) çok sevindirdi. Gelir gelmez bir ay öncesinde kamp kurduğumuz noktaların yanına giderek güzel anılarımızı tekrardan canlandırdık. Burada grupca ilk işimiz kamp için uygun bir yer armak oldu. Birol'un öncülüğünde kamp kurmak için ilk olarak Nazlı Göl'ün yanındaki alana geldik, ancak yeni uygulamadan dolayı burada kamp yapmak yasaklanmıştı. Oranın nazik görevlisi bizi tekrar aşağıdaki ana kamp alanına yönlendirdi. Tabi Tuuba'yla ben daha başından beri bunun böyle olacağını bir ay önceki taze tecrübelerimize dayanaraktan biliyorduk. Her neyse... Sonuçta kamp alanımıza geldik ve herkes çadırlarını uygun yerlere kurmaya başladı. Bu arada diğer taraftanda zannedersem Funda ve Yılmaz'ın öncülüğünde kahvaltımız hazırlanıyor (çok lezizdi kahvaltı, elinize sağlık arkadaşlar) ve Celal'in önderliğinde akşam ateşi için odun kırılıyordu.. Kahvaltı sonrası gece yolculuğunun verdiği yorgunluktan dolayı grubun büyük çoğunluğu biz de dahil çadırlarına şekerleme yapmaya çekildi. Plan saat 12 civarı bulunduğumuz yerden 6 km kadar uzakta olan seyir terasına trekking olarak belirlendiysede, biz gözümüzü açtığımızda 12:45'di ve pek tabi bizim dışımızdaki herkes yukarı doğru yürüyüşe çoktan başlamıştı. Ancak dürüst olmak gerekirse yakın zamanda aynı parkuru ve hatta daha ilerisini iki defa geçtiğimizden dolayı grubu kaçırdığımıza çok da üzülemedik. :) Biz de alternatif olarak 10 dk yürüme mesafesindeki Gülen Kayalar denilen yerin üst tarafında kalan ve yürümek oldukça için çok dik olan bir ormanlık bölgede, tırmanış sayılabilecek bir etkinlik yaptık. Amacımız sürekli tırmanarak grubun yürüdüğü yola kısa zamanda çıkarak onları yakalamaktı. 1 saat 15 dakika kadar tırmandıktan sonra düzlük ve ıssız bir alana çıktık ama ne yazıkki ortada yol da yoktu, grupta. Zannedersem daha ilerlemek istesek hep birbirine benzeyen yoğun orman dokunsundan dolayı kaybolabilirdik. Bundan dolayı tırmandığımız mesafeyi geri indik. Tabi inme korkusu olan Tuuba ile bu işe onu ikna etmek başta zor olsada, 10 dk ona yalvarıp yakardıktan sonra sert erkekliğim sayesinde kendilerini iknaya muktedir oldum. :) 15:30 gibi kamp alanına geri dönünce beni yine dövdü o ayrı. Yav bu kız beni hep dövüyor şikayetçiyim ey arkadaşlar, yazık değil mi bana? Geçen kampta dayak yedim ben. :) Her neyse sizi kişisel sorunlarımızla sıkmayayım. Biz bunları yaparken gurubumuz yukarı doğru yürüyordu. Her ne kadar orada olmasak da yürüdükleri yolu önceden bildiğimizden ne yaptıklarını tahmini olarak size anlatabilirim. Yaklaşık 1 km kadar yukarı doğru yürüdükten sonra yedi göller kamp alanının ana girişine vardılar. Bu arada göllerden bazılarının yanından geçtiler. Arada gittiler mi bilemiyorum ama Pisagor ağacı denen ağaca giden giden patika da bu yol üzerindeydi. Bu ağaç üçgen şeklinde olduğu için dik üçgenler teoremi (ya da genişletilmiş hali ile cosinüs teoremi) ile tanınan ünlü antik Yunan bilim adamı ve filozofu “Sayıların Babasu” Pisagor'un (http://tr.wikipedia.org/wiki/Pisagor) adıyla anılmaktadır. Giriş geçildikten sonra bir ila iki kilometre sonra sol tarafta kalan Anıt Ağaç patikasına girmişler diye öğrendim. Patikada yaklaşık 400 m yürüdükten sonra bu devasa anıtsal ağaca varılıyor. Kendileri yaklaşık beş yüz yaşında, çok iri bir gövdesi ve oldukça uzun bir boyu var. Türü karaçam (pinus nigra) (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara%C3%A7am) . Buradan sonra da girişten tam 5 km ötedeki seyir terasına çıkmaya çalışmışlar ancak bazı tembeller (ki aslında o gün biz daha tembeldik) yola dayanamayaraktan geri dönmüş. Biz bu tembelleri akşama doğru 16:30 gibi kamp alanında gördük. Grubun geri kalanıda bir buçuk saat kadar sonra yürüyüşü tamamlayıp kamp alanına döndü. Tabi bu ikinci kısım seyir terasında vadiye oldukça hakim bir manzara ile zannedersem kendilerini ödüllendirmiş oldular. Ne diyorsunuz değdi mi çıktığınıza? Bana sorarsanız oradan biraz daha gidip Kapankaya da güneşin batışınıda izleyebilirlerdiniz. Tabi yemek gecikirdi o zaman o da ayrı. :) Biz tüm bunlar olurken (tabi ne kadarı oldu grubu kaçırdığımızdan dolayı tam bilmesemde), öğlen-akşam üstü yemeğimizi tıkınmakla,ateş yakmakla ve mizah dergisi okumakla meşguldük. Biraz tembellik ettik ama olsun zevkliydi. :) Herkes kamp alanına toplandıktan sonra baş aşcı Celal yamakları eşliğinde yemek hazırlıklarına başladı. Bence grup polarının yanında, Celal'e de aşcı elbisesi hazırlatmamız lazım, böylece kendileri yamaklarının gözünde daha karizmatik olur. :) Yemekte ızgara köfte, pişmiş domates biber ve makarna erişte karışımı bir yemek yedik. Oldukça güzeldi. Yemek kırmızı şarapla beraber kamp ateşimiz önünde çok iyi gitti. Yemekten sonra her kamp yapan topluluğun yaptığı gibi biz de ateş çevresinde grupça sohbet etmeye, şarkı söylemeye, karşılıklı şakalaşmaya başladık. Bence gecenin yıldızları İsmail, Aksel, Behiye ve Mehmet'ti. İsmail sarhoş oldu, ve komik hareketleri ile herkesi güldürdü. Aksel ve Behiye masaüstüne çıkıp bizi şarkılarıyla ve danslarıyla bizi büyülediler (???) desem de inanmayın, çok komiktiler. :) Özellikle Aksel'in çingene makamlarını andıran şarkılarını çok sevdim. Aksel bi dahaki geziye repertuarını genişlet bence. Sana çok yakışıyor bu tür şarkılar söylemek, çok eğlenerek ve içten söylüyordun. Bu arada Gülcan'ın güzel sesini de unutmamak lazım. Oldukça otantik ve orjinal bir sesti bence. Bu arada Tuuba ile neden daha çok içki getirmedik diye çok hayıflandık. Biraz daha içsek biz de şebekliğe başlardık kesin. Bi dahaki kampa artık ne yapalım... Gecenin en klas hareketi ise Mehmet'in göl üzerine yaktığı yüzen mumlardı. Resim gibi, çok güzel oldu göl. Tuuba ile bende sönen birer mumu bi daha yakıp adet olduğu üzere birer dilek tutup geri saldık. :) Gecenin ilerleyen saatlerinde orada bulunan bungalov evlerde kalan ilginç bir grupta yanımıza katıldı. Akademisyen-mağaracı, orman mühendisi-belediye Başkanı akrabası, Mondial Motor bayisi-felsefe öğretmeni ve bir plastik cerrah ve madenciden oluşan bu değişik grup, Trekist'in ileriki bir tarihte Zonguldak bölgesine yapmayı planladığı nehir geçme etkinliği için oldukça yardımı dokunabilecek ve de daha önemlisi bunu yapmaya istekli insanlardan oluşuyordu. Zannedersem Celal ve Yılmaz gerekli bağlantıları yaptılar. Bu arkadaşların katılmasından sonra muhabbet gece 01:00'e kadar şarkılar ve kahkahalar içinde devam etmiş ancak biz saat 22:00'de tavuk moduna geçip uyuduğumuz için bunları kaçırmak zorunda kaldık. Gıdakkk gıdak!!! Ertesi sabah saat 08:30 otuz gibi uyandık. Bizden önce grubun yarısı kalkmıştı. İlk kalkan kişi Ahmet, geceden kalan korlardan ateşi bile canlandırmıştı. Şöförümüz Şaban'ın pırıl pırıl temizlediği saç geldikten sonra kahvaltı hazırlıklarına başlandı. Kızlar bir yandan tabakları hazırlarken diğer taraftan Celal ustamız sucuklu yumurta ve kıymalı yumura servisi için ateşi yakıyordu. Bu kahvaltımızda oldukça lezizdi. Şükürler olsun ekmeğimiz yetti hatta biraz arttı da, bir birimizi ekmek için kovalamamıza gerek kalmadı. :) Kahvaltı faslı bittikten sonra çadırlar toplanmaya başladı. Keşke biraz daha kalabilseydik ama anasını satıyım her pazartesi işe gitmek zorundayız. Neyse... Bu sırada olan atraksiyon benim uyku tulumumun paketli halde, yuvarlana yuvarlana göle uçması oldu. Kıyıya doğru yüzdü de suya girmeye gerek kalmadan çadır direği ile çıkarabildim. Ama yine de şanssızlık işte, tam da paketlerken seviniyordum bu sefer kirletmedim, yıkamama gerek kalmayacak diye. Nah kalmayacak, al buyur işte. Şu anda ben bu yazıyı yazıyorum, göl aromalı uyku tulumumda aynı esnada de çamaşır makinesinde yıkanıyor. Herkes hazırlandıktan sonra yola çıkmadan önce göllerin çevresinde, Gülen Kayalar ve şelaleyi de kapsayacak şekilde, bir ila bir buçuk saatlik kısa bir yürüyüş yaptık. Dünden görülmemiş yerler böylece görülmüş oldu. Yürüyüş esnasında şelalelin ucundan akan dereden su içip, kafamı suya daldırmak özellikle çok hoşuma gitti. Bu arada Trekist web sayfasında hiperaktifliği ve heryere girip çıkması ile tanıtılan beş yıldızlı aktif üyemiz Mehmet, yine Mehmet'liğini yaptı ve benim tek bacağımın geçmeyeceği bir ağaç kovuğuna toptan giriverdi. (Bkz Resimler). Deli midir nedir yav? Ben anlayamadım vallahi! :) Dönüş yolunda Yedigöller'e dair son uğradığımız yer grubun bir gün öncesinden gidemediği, seyir terasının biraz üstünde kalan Kapan Kaya idi. Burası bölgeye tam hakim kartal yuvası mahiyetindeki konumundan dolayı şahane bir manzaraya sahip. 20 dakika kadar burada zaman geçirip, içinde benim olmadığım grup fotografımızı çektirip saat 14:00 civarı İstanbul'a doğru yolumuza devam ettik. Bolu dağı çıkışından 50 km sonra gelen yeni Berceste tesislerinde yemeğimiz yedikten sonra Adapazarı'nda Telli ve hemşire arkadaşını (adını unuttum ya kusura bakma, o kadar da konuştuk. Balık beynim işte ne olacak...) ve İzmit'te Ömer'i bırakıp, sonrasında da arabada güzel bir yastık savaşı yapıp 19:30 gibi Pendiğe vardık. Yastık savaşından sonra Mehmet hainlik yapıp Yılmaz, Celal ve beni yanyana koyup, KEL DEVİRMECE oynamayı teklif etmiş olsada grubumuz bu hain oyuna gelmemiş ve Mehmet'i bir dahaki kampta kafa kazıtmaya mahkum etmiştir. :) Adalet tecelli etmiştir. Ben 19:40 da Cevizli'de evime dönmek üzere indim ve sonra neler oldu bilemiyorum... Onu da sizler yazarsınız artık Sonuç olarak, benim ve Tuuba için çok güzel bir kamp oldu. Birlikte olmaktan büyük haz aldık.Umarım daha nice aktivitelerde siz güzel insanlarla beraber olma mutluluğuna nail oluruz. Her şey için teşekkürler. NOT 1: Gezi sırasında istemeden, bilmeden kırdığımız insanlar olduysa da affola. Ama herhalde kimseyi üzmedik. :) NOT 2: Biz küçük Arsel'den (13) sonra grubun en küçükleriydik. (Ben (25), Tuuba (26)) Yazımda adı geçen insanlara genelde aslında abi, abla ekleri ile hitap ediyor olsak da, yazımızda bunları bilerekten kullanmadık. Aman yanlış bu anlaşılmaya sakın, yoksa biz genciz, güzeliz, tazeyiz yani! Hehe. :) NOT 3: Her şey için bir daha teşekkür. Biz sizi çok sevdik, siz de bizi sevin! :) Katılanlar: (Eksiğim kaldıysa ekleyiniz...) Saygılar, sevgiler...
Uygar 27 Kasım 2006 İstanbul...
|